Kapıdan içeri giren kasketli gidon bıyıklı genç, tepemde sallanan kara şapkalı sarkıt sarı lambanın az ötesinde kıdeminden dolayı amiri durumundaki orta yaşlı yoldaşıyla önemli bir şey varmışçasına telaşla fısıldaştılar. Orta yaşlı olan bana doğru öfkeli ve hızlı bir bakış attıp üst cebinden çıkardığı tütün kesesinden Arap kağıdına sigarasını sararken haberi veren genç odadan çıktı. İkisini de tanıyordum, genç olanı Kuday, orta yaşlı olanı Berkay, ikisi de beni tanıyordu, ikisi de devrimci, bense yıkıcıydım. Devrilen bir şeyi yıkıp parçalamazsanız ileride ayağınıza dolaşır. Bu yüzden devrim bile parçalanmalı, kendini hafızalardan silmelidir. Gün isyanla ödüllendirilirken geçmiş nisyanla cezalandırılmalı. Berkay beli çift pileli yarım şalvar kahve-yeşil kaşe pantolonunun bol ceplerine bir maymununkine benzeyen kıllı ellerini daldırarak çakmağını ararken sigarasını tutuşturup o ilk nefesi çekmek için sabırsızlanıyor. Ellerim arkadan bir buçuk santim kalınlığında kendir halatla bağlı, buraya getirilirken gözlerimi bağladıkları siyah çaput masada. Sustalım cüzdanımın yanında oturduğum tahta iskemlenin sert oturağında kıçıma batıyor. Demek ki hala oyundayım. Sanki bilmediğim bir yermiş, kaçacakmışım gibi giriştikleri anlamsız zahmet. Rutubet, maya ve pas kokusundan dahi terk edilmiş bira fabrikasının deposunda olduğumu biliyorum. Hava karardıktan sonra müptezellerin ve evsizlerin uyumak için gelip, farelerin yemek bulmak için şehre dağılacağı, çevresinde, duvarlarında, oyuklarında, lağımında yepyeni bir yaşamın kıpırdanmaya başladığı eşsiz bir habitat. Şehrin unutulmuş ıslak paspası…
* * *
Sana bu işkenceyi yapanlar yoldaşların olamazlar, diyor Polina, sanki dokunduğunda sihirle iyileştirebilecekmiş gibi parmaklarını yaralarımın üzerinde gezdiriyor. Yüzünde ve çatlak sesinde her zamanki önem atfı. Bunlar standart uygulamalar diyerek yatıştırmaya çalışıyorum. Rutin prosedür. Bir çeşit inisiyasyon merasimi. Amaca gidilen yolda acı çekilmesinin ve çektirmenin gerekliliğine, o amacın ancak çekilen ve çektirilen acı, ödenen bedelle kutsanabileceğine dair duyulan bomboş bir inancın pençesinde kıvrananların herhangi bir şeye verdikleri hasar karşılığında davalarına karşı sorumluluklarını yerine getirdiklerini sanmalarında bir sakınca yok. Bu onlar için hatırlanması gereken bir gün, böbürlenilmesi gereken, torunlara aktarılması gereken bir kararlılık anıtı. Benim için değil. Her gün zaman tarafından saatlere, dakikalara, saniyelere, saliselere parçalanarak yok edilirken hafızamda herhangi bir yükle varolmamdaki, dahası beni var edenin doğanın yok edip benim tekrar tekrar zihnimde parçalarını birleştirmeye çalıştığım hikayelerin kat’iliği olmamalı. Belki de gerçekten var olanlar azheimer hastalarıdır, anısız, ansız saf bir varlık hali. Polina’nın uyuşmam için ikram ettiği viskiden irice bir yudum alırken alt dudağım sızlıyor.
* * *
“Konuş tırsak köpek!”
Bu sesi, bu haykırışı, bu aşağılamayı tanıyorum. Daha demir kapı açılmadan evvel ayak seslerinden tanıyorum geleni. Bölge komutanı Kırbaç Sebahat. Devrimin erotik unsuru, sistem nasıl ki bir sirkse o da üstünde olduğunu hep hayal ettiğim mavi beyaz kırmızı pullu seksi mayosuyla bir devrimci terbiyecisi.
“Sinirlenince çok komik olduğunu daha önce de söylemiştim Sebahat” diyorum.
Kırbaç yanağımda patlıyor.
“Beni ölü bir at varsayabilir, o kırbacı istediğin yerimde patlatabilirsin?” diye tıslıyorum. “Tırsak köpek değilim, sen istiyorsun diye it dalaşına girmeyeceğim.”
* * *
Polina’nın beyaz kanişi oturduğumuz lacivert kanepeye zıplayıp aramıza giriyor, yaş mama kokan dilini yüzüme yaklaştırırken onu vazgeçirmek için pipomdan çektiğim dumanı yüzüne üflüyorum, işe yarıyor, aksırması Polina’nın yüzünü güldürüyor.
Hava kapalı, sararmış perdelerin ardında gri gökyüzünden düşerken panjura vuran damlalar dışında neredeyse ses yok, hava yok, ışık yok. Sadece hırıltı ve Polina’nın endişeli gözleri, biraz da dağılan mavi duman.
* * *
“Yoldaşlarımızın hiçbir anmasına katılmadın” diye bağırdı Berkay
“Evet, neden?” diye üsteledi Sebahat
Kalın ve sert iplerin düğüm tutmadığını defalarca söylememe rağmen kalın olan sağlam olur gelenekçiliğinden kopamayan bu insanların geleceği değiştirme iddialarını çocukça bir saflık olarak tanımlasam da içlerindeki iyiliğin farkındayım. İyilik iyi değil, maalesef kötülüğün temelidir.
Çoktan çözdüğüm ellerimin arasındaki sustalımı Berkay’ın çenesinin altından sapladığımda son nefesini dudaklarımda duyumsadım. Sebahat korkmuş gözlerle belindeki tabancasına davrandı, silahı bir kez daha tutukluk yaptı.
“Sizin gibi ölü sevgililerimi düşünüp otuz bir çekenlerden değilim” dediğimde son nefesini vermiş Berkay’ın tüm ağırlığı kollarımdaydı.
Sebehat’ın korku dolu yüzüne yaklaşıp devrim şehitleri ölümsüzdür dedikten sonra kesikler, sigara yanıkları, çekilmiş tırnaklarla fabrikadan ayrıldım. Berkay belki bulunacak, bulunmazsa yeni bir habitata ev sahibi olacak.
* * *
“Ayıp olmazsa bir kadeh daha alabilir miyim?”
Yorum bırakın