Atların artık sadece başları dışarıda, arabanın ön kısmı kuma gömülmüş, Bay Oahc ve Bayan Tahabes mümkün olduğunca, kayan kum üzerinde ayakta kalmaya çalışıyor, Bay Autrom ise arabanın posta haznesini açmış telaşla mektup balyalarını çıkarıp çıkarıp atıyor. Gemisinin batmasını önlemek için fazla ağırlıklardan kurtulmaya çalışan bir kaptandan farkı yok. Kum hepsini içine çekerken çaresizliğe direnmeyi tercih etmeleri alışılmadık bir şey değil. Oysa insan dışında hiçbir canlının çaresizliğe direndiği görülmemiştir. Bir aslanın dişleri arasındaki antilopun narin boynu yerine gözlerindeki kabullenişe bakın ya da kuma gömülen atların kömür karası gözlerine. Derin, hüzünlü bir metanet… Varlıktan yokluğa geçiş, bir faz değişimi, bir devrim. İnsan dışında hiçbir hayvan statükoyu korumaya çalışmıyor. Çünkü hepsi o ana kadar var olduklarının farkındaydı. Sadece insan yok olma eşiğinde var olduğunun farkına varır.
* * *
Şimşek, karanlığa yakınsayan loşluğun her zerresini parçalayarak odayı bembeyaz aydınlattığında ferforje ayaklar üzerinde duran meşe raftaki birkaç Rus romancının ve sicim teorisyenin kitabını ayıran kum saatinin üst haznesinin hızla boşaldığı dikkatimi çekti. Demek ki Polina kaşla göz arasında kum saatini ters çevirme gereği duymuştu. Nedenini merak etsem de sormanın sırası değildi. Başka bir konu açtım;
“Onu Makoko’da bir sandalın ucunda gondolcu gibi otururken gördüm, sırtı dönük, önünde kel kafalı çocuklar ikili sıra halinde oturuyor. Suya çakılı paslı teneke evlerin arasından birlikte okula gidiyor olmalılar, görece besili çocuklara kürek çektirirken kendisi kahvesini içiyordu. Bir ara başının üstündeki güneş gözlüğünü gözlerine düşürdü. Nemden ve etraftaki tenekelerden güneş görünmese de gözlüğün arkasına saklandığına göre akşamdan kalmaydı. Normal. Sıtmadan korunmanın en iyi yolu sivrisinekleri uzak tutmak, sivrisinekleri uzak tutmanın en iyi yolu yüksek miktarda sert içki içmek.”
“O olduğunu nereden anladın?” diye sordu Polina
“Dağınık topuzundan da olabilir, kürekleri çocuklara çektirecek kadar acımasız olmasından da…”
“Emin değilsin.”
“Olmam gerekmiyor. Dünyanın yarısı hayaletlere, yarısı cinlere, vampirlere inanıyor.”
Artık dibinde son bir yudum viski kalan bardağını Chao’nun yüzüne doğru sallayarak sitemkar şekilde “Sen de Sebahat’e…” diye kesti Polina.
“Bir şeye inanmıyorum, gördüğüm şey bir yanılsama da olsa reflekslerimi, duygularımı, düşüncelerimi ve nihayet davranışlarımı biçimlendiriyor. Bu silsile sayesinde yanılsama gerçeğin temeline dönüşüyor. Tanrı tam da bu yüzden var Polina. Kendisi olmasa da var.”
“İnsanlar sadece yokun farkında Chao. İnsanlar kendilerinde olanın değil, olmayanın farkındalar. Bu yokların etkilerinin toplamı insanı oluşturuyor. Var olanın hiçbir değeri yok. Yoktan hiçbir şey var olamaz deniyor ya, insan var olur. Hatta sadece insan yoktan var olur.”
Chao yerinden doğrulup pencereye döndü. Kaldırım kenarından akan suda kağıttan bir kayık hayal etti, kayığın denize kadar gittiğini, içinde Sebahat’i… Hızla bu çocukça hayalden sıyrılıp tekrar odaya döndü, Polina’nın ışıldayan sıcak gözlerine baktı.
* * *
Zemin şiddetle sağa sola sallandı. Bay Autrom arabaya güçlükle tutundu, Bayan Tahabes ve Bay Oahc savrulup kuma düştü. Sarsıntı atların cesedini açığa çıkardı. Kum içine çekmeye devam etse de akış hızı yavaşlamıştı. Bay Autrom mektup haznesine son uzandığında zamandan da eski bir zarf buldu, üzerindeki nota dudaklarını götürüp dokundu,
“Seni hep…
İmza; Apsev”
Yeni ve az öncekinden küçük bir sarsıntı kumun çekiş hızını yeniden arttırdı. Autrom mektubu frağın iç cebine, göğsünün tam üstüne koyduğunda dizlerine kadar kuma gömülmüş, Bay Oahc ve Bayan Tahabes ise çekim merkezine doğru sürükleniyordu.
Bay Autrom beline kadar gömüldüğünde “Sizinle yolculuk bir zevkti Bayan Tahabes”dedi ve silindir şapkasını çıkarıp yapabildiği kadar reverans yaptı, gözleriyle Bay Oahc’ı selamladıktan sonra gözden tamamen kayboldu.
* * *
Kum saatini raftan alıp öylece salladıktan sonra yerine bırakan Chao, tamamen boşalmış üst hazneye gözleri daldı “Keşke zamanı hızlandırıp yavaşlatabilseydik Polina, gücümüz sadece saatlere yetiyor.” derken, Polina viski şişesinin dibindeki son içkiyi bardağına dolduruyordu.
Yorum bırakın