Kategori: Genel
-
Gevrekler yeni! Gevrekler yeni! Gelin bakın, gevrekler yeni! Simit gevrek! 10:42 *** Her gün aynı saatte. Yolun solundaki kaldırımda önce tablası, sonra başı, sonra gövdesi, sonra bacakları görünen dengesiz bir kayık. Dünya yuvarlaktır. *** Kasımda tohumlanan topraktan eylülde sökülüp kızılderili çadırı gibi toplandığı yere çatılan susam, yılın son güneşinde kurutulduktan sonra çırpılıyor, eleniyor, tekrar eleniyor,…
·
-
Seydikemer’de bir yolüstü mezarlığından geçerken başladı kış Kızılçamların altında beyaz taş alınlarında kara yazı * Bir şeyi unutmamaya çalışanlar Unutuyorlar Yaralarını, yaralayanlarını, yen içinde kalmamış İnce bir kabuğa teyelli yaş ağaç kırıklarını * Yüzünü anımsamıyorum yüzümün Rengini hatırlamıyorum rengimin Sesini hatırlamıyorum sesimin Bu nisyan hatırlatıyor yaşadığ’mı * Kar kokuyor hava, soba dumanı, Ayağ’na beş numara…
·
-
Yer yer soyulmuş, soyulmayan kısımları kabarmış gülkurusu duvar kağıdının altında yeşillenen yaşam, odadaki küçük, kare ağaç masanın üzerinde oksijensizlikten güçlükle yanmayı sürdüren mum ışığıyla aydınlanıyorken elimdeki metal kupanın dibinde kalan çürümüş ağaç kökleriyle aromalandırılmış adı viski kendi viski dışında her şey olma potansiyeline sahip sıvıyı gırtlağımı eritme pahasına boğazıma diktikten sonra burnumdan derin bir nefes…
·
-
Gürültülü sağanak yangınlı günlere uyanıyoruz Polina Yaşasak da olur, yaşatsak da ölür Yaprak dökmek için çok erken değil mi diye yazmış Ankara’da bir akasya Serius est guam cogitas * Ölüler birbirlerini gözlerinden tanır İçlerindeki yaş ağaç kırıklarıyla kucaklaşır Acı hep acıtmaz diye yazmış döküm döküm dökülen bir lepra Omnes vulnerant ultima necat
·
-
Çok da uzağ’ bakmasan direği karnından çıkıp buluta uzanan gemi de değilim aramasan mı ufkun ardında mübarek or’da değilim, or’da olmadım * Oysa hemencecik bur’dayım evrenin en ucunda yapayalnız bir yıldızın çevresinde pervane yapayalnız bir gezegende En çok Allah kadar tek başıma, Oturmuş bakıyorum evrenin en ucundaki sarı soluk yıldızın etrafındaki masmavi noktada ömrünü demleyen…
·
-
Dragging out the final syllable of “nasılsınız” with a vague familiarity meant to warm the distance between us, Polina steps into my room. Unlike me, she’s in her fifties and still manages to be attractive. Maybe it’s out of politeness, or maybe she’s just looking for a way to start a conversation, but she tells…
·
-
The young man who stepped through the door wore a flat cap and sported handlebars under his nose. He whispered hurriedly, with a hint of urgency, to his older comrade—his superior by rank—just beyond the reach of the dangling yellow lamp in the black iron shade above me. The older one shot me a sharp,…
·
-
Kapıdan içeri giren kasketli gidon bıyıklı genç, tepemde sallanan kara şapkalı sarkıt sarı lambanın az ötesinde kıdeminden dolayı amiri durumundaki orta yaşlı yoldaşıyla önemli bir şey varmışçasına telaşla fısıldaştılar. Orta yaşlı olan bana doğru öfkeli ve hızlı bir bakış attıp üst cebinden çıkardığı tütün kesesinden Arap kağıdına sigarasını sararken haberi veren genç odadan çıktı. İkisini…
·
-
Son hecedeki “ı” harfini aramızdaki belirsiz samimiyeti ılıştırmak için uzatıp nasılısınız diye sorarak odama giren Polina, benim aksime ellili yaşlarında hala çekici olmayı başarıyor. Belki nezaketen belki konuşmayı başlatmış olmak için dinlediğim müziklerden hoşlandığını, kendisinin de çalışırken bunları dinlediğini söylüyor. Ben rastgele açtım, rastgele dinliyorum. Hayatımda herhangi bir şeyin içinde geçtiği andan daha uzun vadeli…
·
-
Cesetlerin dirileri arasında Bir huşu yok Sebahat gibi mezarda, mumlu türbede, an emen uzayda Sokakta Bu değişik taşlarla eğri büğrü kaldırım ki nereden baksan musalla Omzuma çarpsalar yanlışlık Selam verseler yalnızlık Belki bir akasyanın gelin dalı yüzüne İğdenin sarışın kokusu burnuna dokunur Bir bahar daha can verir avuçlarında Cesetlerin tatlı telaşı arasında
·