-
“Üşüdüm, hırkamı alıp geliyorum.” “Durdurayım mı filmi?” “Hayır gerek yok, ne olacağını biliyorum.” “İzledin mi daha önce?” “Hayır, biteceğini bilmem için izlemiş olmam gerekmiyor.” * * * Bazen birden boşalacakmışım ve aylarca hiç susmadan ağlayacakmışım gibi geliyor. Kalbim kaç yerinden kırık bilmiyorum. Sayısız kırgınlığı sürekli dayak yiyen sokak köpeği metanetiyle taşımaktan yoruldum. Bir köşeye çöküp…
·
-
En çok yalanı, Gerçeği ararken duyar insan I kalu belâ Kaçıncı boğumundayız akrebî zamanın Dokuz boğum demiştin tamamı Bitecekti; biz zehre, zehr bize dönüşünce Doksan dokuz oldu imame hariç Dön baba dönüyorum Sen kimsin, hatırlamıyorum Yedi vadi aşacak küllerimizden doğacak .tık! Yalnız ben kaldım göğün arzında Ben yalnız kaldım akrebin damarında Yandıkça ben sana, sen…
·
-
Yüzlercesinden sonra dört yıl ara verdikleri ilişkilerinin yeniden başlamasının on beşinci günü ilk kavgalarını ettikten sonra daha önceki yüzlerce kavgadan sonra yaptıkları gibi duvardan duvara sevişmeye başladılar. Bazen Bahates’in bazen Sıfır’ın canı yanıyor, bazen birinin, bazen diğerinin bazen de ikisinin birden dudakları patlıyor, haz noktalarında küçük berelenmeler oluyordu. İki boksörün aynı anda ringe yığılması gibi…
·
-
Bulutlar ne şanslı * Yirmi altı metre uzunluğunda dik bir sokak Ortada Captain Morgan siyah rom, bir tuzluk, yarım limon İçimde iki kedi olduğ’nu düşünün kanlı bıçaklı, biri Ankara diğeri tekir Sağlı sollu kerhanelerde inleyen nağmeler Bir ucunda siz Bir ucunda ben Farklı zamanlardan birbirine bakan Baktıkça ben yanı bir hiçe Sen yanı cennete benzeyen…
·
-
Aptalın Plasenta İçinde Hazin Yüzüşü Anlık bir önemsenmenin sarhoşluğuna paha biçilemez Her şey an an fotoğraflanır, asılır hafızanın baş köşesine On’la uyunur, on’la kalkılır Sesi kulağ’nı ısırır, bakışı okşar Öz olduğ’nu sanmak bun benzerin içinde Hiç değilse bir an ben sanılmanın hazin coşkusu Aptalın Doğumu Aynı gün Aynı an Onlarca sen bir odada Onlarca sen…
·
-
I Rükuda son bir tekbirin vicdanına sığınmış cumbalı evlerden sökülenler Dağılırlar ipi kopmuş doksan dokuzluk bir tespih gibi Gün ise kerhaneye Geceleyse minareli sokağ’ çıkarlar sanki bir bekleyenleri olacakmış gibi Kıç ceplerinde taşıdıkları kırık tarak ve her aynada kırık yüzlerine bakarak Tükrükle saçlarını geriye tararlar Belki bir sarma sigara yakarlar çömelip Ruz-i mahşeri beklerken Bizden…
·
-
I Ana rahmine yabancıydım, Islak, ılık, bağlı koşullar olgunlaşmasaydı daha da buruşur, daha da çürürdüm belki İlk insansı tavrım ittim kapıyı çıktım çığlık, figan bir kopuş Kal diyen olmadı II Askeri bir sırt çantası diyeyim ben, sen de çuval İçinde üç beş çaput Çokça öfke ve yatıştırıcı Çokça aşk kırığı, gün batımı Hırpalanmış kağıtlara karalı…
·
-
Varsa bir ilacı acının Hiç yaşamamış olmak mıdır IV İşaret-ül a’lâ Avın peşinde bir canavar Suyun derdinde Bedevi Rabbi içinde arar sûfi Ben kabuğ’mun peşindeyim çırçıplak * Ne bir iz ne bir ses Ne av Ne su Ne Rab’dan * Dün, güne hain Gün yarına Bir yaradan geçtim Yaradana sığınmağa geldim * Ayağından asılı kurban…
·
-
savaş Eski bir plak takılmış da, hep aynı çiziğ’ aşamıyor dilinde gizli iğne İsyan görülebildiğ’ kadar duyulmalı da Sessizliğin labirentlerinde kaybolma Bahates Nezaketle yıktığ’mız dünyalarımıza dön bir bak Musallasını terk edemeyen bir hayaletim, gör beni ateşkes Artık başka bir gezegen Bambaşka bir evren Nasıl karanlık bir uzay Ağırdan doğsun diye asırlarca beklenecek gün barış Soluğundan…
·