-
Canım bir şey istediği için yapmam, planladığım için yaparım, bu yüzden de gözümü açar açmaz kahvaltımı planlıyorum. Bir adet muz yiyeceğim. Soğuk, iri, yoğun bir muz. Bu beni öğlene kadar tutar. Dişlerimi fırçaladıktan sonra yüzümü yıkarken akşamdan kalan alkol ve sigara kalıntılarının yüzümü olduğunun iki katı gösteren sakallarımdan su damlalarıyla birlikte kayıp gittiğini sanmak harika…
·
-
Sıcak, çok sıcak… Elimde yufka paketi ve ramazan şerbetiyle arkasında beklediğim tüysüz, bronz tenli, altmış yaş üstü, şort ve kolsuz bol tişört giymiş emekli memur olduğunu sandığım atletik yapılı adam kasiyer kıza elindeki yoğurdu uzatıyor. Adamın, boş vakitlerinin tümünü deniz kıyısında geçiren, devletin ve belediyelerin sunduğu ücretsiz mezar hakkına kadar tümünü sömüren, Ankara veya İstanbul’da…
·
-
Herkesin insanlığını kaybettiği anlar olabiliyor Zehra. Ben zaman zaman buluyorum. Büründüğüm postun insana benzediği aşikar; lakin içindeki hayvanın hangisi olduğunu bilmiyorum. Bazen kedi, bazen fare, bazen köpek. Pekâlâ Zehra, hayvanlığımdan bahsetmeyeceğim. Düpedüz insan olduğum bir andan, buraya gelmeden önce olanlardan bahsedeceğim sana. Cebimdeki yedi yüz dolar huzurlu hissettiriyordu yine de hayallerime iki kutup dairesi kadar…
·
-
Sekiz aydır bu ana hazırlanıyorum. İki aylık olduklarından beri çiğ kuş eti ile besleniyorlar. Dört aylık oluncaya kadar beş tanesi çeşitli nedenlerle öldü. Ölenleri, yakındaki camide okunan selaları takiben bahçeye gömdüm. Yaşayanlar için özel bir özgürlük anı hazırladım. Başkalarının ömrünün bittiği yerde onlarınki başlayacak. Hayat, ancak birilerinin nefesini, başka birilerinin çalmasıyla yaşanabilir. Bilerek ya da…
·
-
Beklentilerim arasında ilk sırada olan buzul çağına yine girmedik. Isıl işlem görmeye devam eden sucuklar gibi hissetmeye devam edecek, üzerime yapışan nemden, nemli pamuk polyester karışımlı kıyafetlerden yükselen parfümlü deterjanlı terli kokulardan nefret edecek, her şeye güneş gözlüklerimin arkasından tiksintiyle bakacağım. Güneşe tahammülüm yok, hangi mevsim olursa olsun üzerimde hissettiğim anda yanmaya başladığımı hissediyor, gölgeye…
·
-
Ellerimi cebimden çıkartamadığım için kapıya omzumla yüklendim. Dirseklerim donmuş, parmaklarımdan umudu kesmiştim. Ağaç kapının zayıf parçaları etrafa saçıldı. Koridoru geçerek sıcaklığın yoğunlaştığı odaya girdim, sobanın başına gittim ve biraz olsun ısınmayı bekledim. Ellerimi, gövdesine doğru yaklaştırdığım sobanın, tavana doğru eğreti bir biçimsizlikle uzanan kızılkor borusuna uzattım. İçeri girerken üzerimden dökülen kar öbekleri çoktan erimiş, küçük…
·
-
Atom altı parçacıklar gibi, Olmadığın yerde ben, Olmadığım yerde sen, Yine de değişmez bir dolanıklık Kopamamak… * * * Dudağımda kanca bağlı misina Çırpınamıyorum bile Elimi kolumu sarmış da mini mini bir anakonda Ha bire çekilir dururum dünyadan Sanki başka bir evrenden atılmış oltayla * * * Tam da bu sis İşte bu süperpozisyondaki belirsizlik…
·
-
Bir hamle sonra mat olacağını fark edip hışımla ayağa kalkan Esmin, meşe rengi satranç tahtasını, altına vurarak devirdikten sonra olduğu yerde tepinerek ağlarken, dikkatim, saçındaki kırmızı, fiyonklu loğusa tacı, ayaklarında kırmızı yeşil ekoseli kenarları tüylü terlikleri ve altına beyaz kalın külotlu çorap giydiği, göğsünde yeşil beyaz ekoseli, kenarları fırfırlı cebi olan kırmızı kaşe elbisenin üzerinde.…
·
-
Aramızdaki hiç kapanmayacak yetmiş santimetreye dağılmış kül parçaları, kırıntılar, sönmüş zıvana ve yatmış shot bardaklarından gözümü kaldırmadan, mum ışığında kaotik şekilde dağılan cigara dumanını soluyarak muhabbet açmaya çalışıyorum, gözleri yargılarcasına üzerimde dolaşıyor, biliyorum. “Üniversitenin yakınındaki bir binanın bahçe duvarına alelade bir kırmızı boyayla tuvalet camına rujla özensizce yazılmış tuvalet aforizmaları kadar emrivaki ve anlamsız bir…
·