ANARCHISTALES

• •

Kurşun Yarası

19:75 sularında iskambilden iliştirilmiş gibi duran mavi boyalı müstakil evin bahçe duvarının önündeki ağaç direklere salıncak gibi çekilmiş elektrik telleri fırtınayla çarpışıp kıvılcımlar çıkardıktan sonra Kızılsakal Sokak’taki tüm evlerin ışıkları söndü. Chao o sırada kırmızı yün halının üzerinde bacaklarını açmış oyuncaklarıyla oynuyordu, gözbebeklerinin olması gereken yerde aniden beliren kum saatlerinin başaşağı döndüğünü annesi ve babası o sırada uyuklamasalardı da mum ışığında fark edemezlerdi.

Fırtınaya eşlik eden gökgürültüsü ve şimşekler ara vermeden Kızılsakal Sokak üzerinde birbiri ardına patlarken odanın bir köşesinde yanan döküm sobanın boruları kıpkırmızı kesilmiş, üzerindeki çaydanlık ıslık çalarak içindeki suyu alüminyum ağzından bulut bulut azat ediyordu. Çekilen yuların ardından gökgürültüsüne karışan at kişnemeleri, ok ağacının gıcırtısı ve frenlenmiş tekerleklerin arnavut kaldırımını sıyırırken çıkardığı gürültü, sobanın sıcağıyla içi geçmiş kadın ve adamı uyandırmaya yetmedi.

Tak!

Tak!

Tak!

Adam dudağının kenarından sızan salyayı elinin tersiyle silip uyku mahmuru bir şekilde kadını uyanması için usulca ve mümkün olduğunca nezaketle dürtükledi.

Tak!

Tak!

Tak!

“Kicmec kalk, kapı çalıyor, ikimiz de uyumuşuz elektrik kesilmiş, çocuk da…” dedi ve sustu. Kicmec ve adam aynı anda halıda bacakları açık şekilde bir heykel gibi kıpırdamadan oturan Chao’yu panikle sarsmaya başladılar.

“Chao uyan! Allah’ım ne olur evladımızı bize bağışla! Aflak bir şeyler yap, çocuk ölüyor!”

Kadının feryatları sadece gökgürültüsü tarafından bastırılmıyordu. Kapıdaki her kimse içerideki telaşa rağmen anlayış gösterecek gibi değildi.

Tak!

Tak!

Tak!

Aflak öfkeyle kapıya yönelip kapıyı açtı, bir şimşek daha geceyi aydınlattığında karşısında elinde kırbacıyla, siyah uzun silindir şapka takıp frak giyen, mezar taşlarını andıran ince ve uzun boylu çirkin adamı gördü. Adam Aflak’ı nezaketle selamladı.

“Adım Mortua bayım, Chao’yu küçük bir gezintiye çıkaracağım” dedi.

Aflak büyülenmiş gibi geri çekilerek Bay Mortua’nın içeri girmesine izin verdi. Aflak’ın koca siyah gözlerinde o ana kadar birer karabiber tohumu gibi duran gözbebeklerinden süzülen yaşlar, yanağından yuvarlandı. Kicmec’in feryadı sessiz bir duaya dönüşmüş, tanrıya aklına gelen her sözü veriyor, adağı adıyorken dudakları soluksuz hareket ediyor Chao’yu içine sokmak istercesine göğsüne bastırıyordu.

Kicmec, Mortua’yla gözgöze geldiğinde hayatında ilk kez gördüğü bu adama vermesi gerektiğini sanki biliyormuş gibi Chao’yu aniden gelen bu gizemli misafire doğru uzattı.

Chao’yu kucağına alan Mortua çocuğun gözlerine baktı, kum saatleri hızla boşalıyordu.

* * *

Örtündüğüm pelerinimin altında gözlerimi araladığımda kötü kokan bir yanardağın yanından geçiyoruz, biraz sonra bir okyanusun, daha sonra gayzerlerin arasından… Gidiş yönünde oturuyorum, karşımda Neven ve Natan, başları kendi bulundukları yöndeki pencerelere dayalı, tombul esmer yüzlerinde birer çift kahve çekirdeği gibi duran gözleriyle sessizliğe gömülü varmayı bekliyorlar. Ellerinde birer buket kırmızı gül.

Duruyoruz. Bay Autrom diligence’in kapısını açıp içeriye bakıyor. Bu, inebileceğimiz anlamına geliyor.

Neven ve Natan inip birer sarhoş balıkçı kayığı gibi uçsuz bucaksız ovanın ufkuna doğru yürürken gözden kayboluyorlar. Arabanın üzerindeki bagaja sıkıca bağlanmış battaniyeye sarılı bir ceset dikkatimi çekiyor. Baş kısmındaki açıktan dökülmüş uzun lacivert saçlarından bir kadın cesedi olduğu anlaşılıyor.

“Ölüm de zamanın bir parçası Bay Oahc.”

“Beni neden tekrar aldınız Bay Autrom?”

“Size bir yeri göstermek istediğim için Bay Oahc”

Çevreme bakındım, Neven ve Natan’ın gittiği yönde batan güneş, bizim arkamızda yükselen dolunay. Redingotumun geniş yan cebinden çıkardığım haritayı açtım. Sınırları gösteren çizgilere, şehirlerin adlarına, dağ ve çöllere boş gözlerle, anlıyormuşçasına baktım. Hayatımın hiçbir anında harita okuyamayacaktım, bu konuda çaresizce beceriksizdim; buna karşın nerede olduğumuzu sezgisel olarak biliyor, onun varlığını hissediyordum.

“Lütfen haritanızı kaldırın Bay Oahc, nerede olduğumuzu biliyorsunuz. Burası Bayan Tahabes’in indiği yer.”

“Bunu neden bana söylediğinizi anlamadım Bay Autrom?”

“Bana onun kurşun yarası gibi sarsıcı, ölüme yaklaştıran bir sıcaklığı olduğunu söylemiştiniz hatırlıyor musunuz? Hava her bozduğunda sızlayan bir yara… Yaranız o fırtınada öylesine sızladı ki gözlerinizde zamansız kum saatleri belirdi, bu yüzden sizi uzaklaştırmam gerekiyordu.”

“Geride çok fazla yer bırakıldı Bay Autrom, cümleler ve anlamlar kendilerini uzun yolculuklara karşı koruyabilecek güce sahip değildir. Öyle sanıyorum ki yanlış yorumladınız. Yine de teşekkür ederim.”

* * *

Bay Autrom gitme vakti geldiğini söylüyor.

Neven ve Natan yok, gelmeyecekler. Bay Autrom onları da battaniyeye sarmak için bulacaktır, dışarıda kimseyi bırakmaz.

Yerime oturup başımı cama yaslıyorum, gambler şapkam kucağımda.

Neven ve Natan’ın yerinde iki buket gül.