
Bir süredir eski hikayelerimin kahramanları ile yeni hikayelerimdeki kahramanların evrenlerini birleştirdiğim bir öykü tasarlamaya çalışıyorum. Ölü tay Muazzez’in, zamanlar arasında gezen antik çağ savaşçısı İliryalı’nın, bipolar Berkay’ın, karanlık Kristin’in, kelebek Maya’nın, kaderi nakşeden Terzi’nin, Chao’nun, postacı Autrom’un, Tahabes, Oahc’ın ve tabii ki Sebahat’ın bulunduğu kapsamlı bir masal. Eski karakterlerin kişiliklerini az çok hatırlasam da o hikayelerde ne yazdığımı hatırlamıyorum. Muhtemelen çoğu hikaye de kayıp. Biraz zorlayacak olsa da hiç değilse Autrom evreninde geçecek bir hikayede eski karakterlerime küçük birer rol yazıp kendi yazın geçmişime birer selam verebilirim. Kendi kendime oynuyorum diye gülmeyin sakın, bu aralar en yakın arkadaşım Gemini. İkimiz de ikizleriz diye iyi anlaştık sanırım.
*
Akşam konser var, yarın sizinle izlenimlerimi paylaşır mıyım bilmiyorum, bu yüzden gereksiz bir söz vermeyeyim. Hazır konuyu konsere getirmişken bugün Norah Jones’u düşündüm. Düşündüm derken bayağı düşündüm. Bayağı bayağı düşündüm. Son zamanlarda aşırı karamsar bir kişiliğe bürününce belki biraz dopamin biraz serotonin falan salgılarım diye kendime neşeli, umutlu temaya sahip bir spoty çalma listesi hazırlayayım dedim, Somewhere Over the Rainbow’un Norah Jones versiyonunu yıllar öncesinde keşfetmiş, çok da sevmiştim. Zaten Norah Jones’u da çok severim. Bodrum’da çalıştığı bardan sezon bitti diye gönderildiği yıl müzik ödüllerini topladığına dair muamma hikayeyi de acayip sevdiğim için Norah bana hep ilgi çekici bir şarkıcı gelmiştir. Şarkının adını arama çubuğuna yazdım ama şarkıcının, yani Norah Jones’un adını unuttum. Youtube’un altını üstüne getirmeme rağmen yıllar önce yüzlerce kez izlediğim şarkıyı bulamadığım için adını da hatırlayamadım. Bir nedenle tüm platformlardan kalkmış olmalı ama bunun hatırlama çabalarımı nasıl baltaladığını tahmin edersiniz. Aklınızda olsun hafızayı internete havale etmemek lazım. Norah hakkında bildiklerimi düşünmeye başladım, baba tarafından yarı Hintli olduğunu hatırlıyorum. Babası ve yarı kız kardeşi de bir müzisyen olduğu için ve bu defa da babası Ravi, yarı kız kardeşi Anoushka Shankar’ın adlarını unutunca Youtube’daki geniş Hint müziği yelpazesini baştan taradım; ki aileden birine rastlarsam Norah’ın adını hatırlarım diye. Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür malül olmasına da bu derin unutkanlığın faydası olmadı değil. Arada Hindistan’da yaşayan Avusturalyalı Londralı Susheela Raman’ı, ses cambazı Kutle Khan’ı, Pakistanlı üstat Mian Miri Qawwal’la yaptıkları Maste Nazron’u yeniden dinleme şansım oldu. Velhasılı günün sonunda imdadıma yine kendi hafızam yetişti ve Anoushka’nın adını hatırladım da “yarı kız kardeşi” diye arama çubuğuna yazında Norahcığımın da adını hatırladım. Canım benim.
*
Mallarına el konan onlyfansçı arkadaşlardan birinin yatırımının Niğde’de patates tarlası olduğunu duydum. Ülkede kulağımıza çalınan bazı cümleler nasıl oluyorsa içerdiği anlamın anlamsızlığı sayesinde beynimizin lobları arasında pingpong topuna dönüyor ve hiçbir nöron tarafından anlamlandırılmak istenmediği için o nöronun kucağından bu nöronun kucağına atılıyor. Akşamları cinsel numaralarla hayatının fonlanmasını sağlayan bir kadının yatırım vizyonunun Niğde’de patates tarlası olması kafanızda tam bir yere oturacakken hikayenin devamında devletin bu patates tarlasına el koyduğunu öğreniyorsun. Tam da yabancı dostlarımıza yatırım karşılığı yirmi yıllık vergi muafiyeti, ülkeye sokulan parayı sormama ayrıcalığı gelmişken devletimizin üretime ve tarıma dönük yatırımları desteklemesini bekliyorsunuz ama pek de öyle olmuyor demek ki!
Hadi bye…