ANARCHISTALES

• •

İstilacılar

Kaşınmaktan kabukları yer yer kavlayarak kanamış kıllı bacaklarını ölü taklidi yapan bir kurbağa gibi toplayıp, kırışık ellerinden destek alarak doğrulup, bıyıklı dudağının kenarından akan salyayı kirli beyaz atletinin askısına silerken sağında duran tuvalet masasının tozlu aynasında kırk yaşındaki sakallı yüzünde yastık izlerini gördü. Bıkkın başladığı hayatının yeni bir sabahına daha da bıkkın şekilde “yine başlıyoruz amına koyayım” diyerek yatağından çıkarken, kirli çarşafını hiç değilse bu gece değiştirmeyi, her gece olduğu gibi bu sabah da aklından geçirdi. Kıçına yapışan askeri boksör donu çekip düzeltirken, telefonunu şarjdan çekip donunun lastiği ile göbeği arasına sıkıştırdı. Tuvalette zaman geçirirken gelen mesajlara, sosyal medya hesaplarına, hepsini kaybettiği bahis sonuçlarına kayıtsız gözlerle bakarken “farklı bir şey olmuyor, her şey eskinin yenisi” diye söylendi. Vücut ısısını düşürmek için uzunca bir süre soğuk suyun altında kaldı, üzerinden damlayan suya aldırış etmeden bir kahve içmek için mutfağa yöneldi. Kuruyacaktı nasıl olsa. Islak olan kuruyarak bozulur, kuru olan ise nemlenerek. Denge ancak bu şekilde sağlanabilir. Sıcak suyu dünden kalan kirli kupasına doldururken, üç yüz on üç katlı gökdelenin en üst katındaki dairesinden gezegene baktı. Ormanlar, nehirler, şelaleler, ağaçlar, güneş, okyanus, kuşlar, hiç durmadan devinen doğa… Dışarıdan gözlerini alıp tüm çatı katını kapladığı halde sadece birkaç odasını kullandığı dairesinde gezdirirken derin bir iç çekmekten kendini alamadı. Telefonunun birden başlayan vızıltısını göbeğinde hissedip az önce soktuğu yerden telefonunu çıkardı.

Tamam gelsinler!” diyerek yanıtladığı telefonu çıkardığı yere geri soktu.

Sorumlusu olduğu laboratuvardaki iki asistan az sonra kapıdaydı ve kapı açıktı. Belli ki patronları kapıyı çalmalarını değil, doğrudan içeri girip dertlerini anlatmalarını ve çekip gitmelerini istiyordu. Asistanları ortalığın dağınıklığını yadırgayarak süzüyor, laboratuvarda oldukça titiz olan patronlarını kızdırmamak için gürültü yapmamaya dikkat ederek mutfağa doğru yürüyorlardı

Onu mutfakta ağzına kadar dolu bir kül tablasında ateşi filtresine dayanmış bir sigaranın dumanının arkasında, sakin olduğu kadar meraklı gözlerle kendilerini beklerken buldular.

Evet beyler? Sizi dinliyorum.

İkiz kardeşler “Efendim, biz şey için geldik.” dediler aynı anda. Birbirlerinden neredeyse hiç ayrılmıyorlardı. Sürekli karıştırılmaktan sıkıldıklarında almışlardı birbirlerinden ayrılmama kararını. Onlardan birini çağırmak diye bir şey yoktu. Seslenen kişi ağzını açtığı anda, bir tekerleme gibi her ikisinin birden adı dökülüveriyordu dudaklarından.

Sorun nedir?

Büyük patronun özel hizmetlerinde kullanılacak olan, kararlarını kendi verebilen Asimetrik Dimağ Eşleştirme Merkezi’nden gelen organelleri kullandığımız biyokimyasal oluşum için bir tür geliştirme programı yaptık.

Evet, A.D.E.M’in bizim enstitüye bulaştırdığı saçmalıklardan bahsediyorsunuz. Enstitünün büyük patrona vereceği kuruluş yıldönümü hediyesinden… kısa kesin!” dedi Doktor. Sonradan hatırladığı bu şeyin hep önemsiz ve gereksiz bir enerji kaybı olduğunu düşünmüştü. Üstelik aptalca bir yalakalıktı. Büyük patronun böyle bir çalışmadan haberi yoktu. Büyük patron, asistanların böyle saçma sapan şeylerle uğraştığını duysa, ilk önce kendisinin kulağı çekilecekti ama çocukların hevesinin kırılmasını da istemiyordu.

Oluşturulan organizma üzerinde bir araştırma yaptık ve onun kaburga DNAsından bir tane daha üretmeyi düşündük ama işler biraz ters gitti.

Peki bu ne kadar süre önce oldu?

Dün gece efendim!” dediler aynı anda. “Siz çıktıktan sonra biz biraz daha üzerinde çalışmak istedik. Her şey yolunda gibi görünüyordu fakat ürettiğimiz organizmanın göğüs bölgesindeki süt bezlerinde beklenmedik bir gelişme oldu. Ayrıca ilk üretilen prototipin önündeki uzuv ise bunda yok.”

Sorun nedir? Yaptığınız bir hata sayesinde ilkine göre ya daha kusurlu ya da kusursuz bir hizmetçi geliştirdiniz. Bunun sonuçlarını zaman gösterecek.

Efendim her ikisi de bizim zamanımıza göre çok hızlı yaşlanıyorlar. Böyle giderse büyük patrona yetiştiremeden her ikisini de kaybedeceğiz.”

Sorun bu mu?”

İkizler birbirine baktı. Başlarını önlerine eğdiler. “Hayır efendim! İkinci üretim ve birinci üretim arasında oluşan bir temas dikkatimizi çekti. Her ikisinin de olgunlaşmaya başladığı sıralarda hal ve hareketlerindeki saldırganlık düzeyini anlayabilmek için onları yan yana bıraktık ve ilk üretim kendi uzvunu ikinci üretimin gövdesinde sakladı. Yaptığımız inceleme gösterdi ki ikinci üretim bu eylemden sonra içinde bir tane daha kendi türlerinden taşımaya başladı. İçinde hızla büyüyor.”

Yani çoğalıyorlar.” dedi sakalını sıvazlayarak. Gözlerinin çevresindeki kırışıklar iyice derinleşmişti. Öfke sessizliği gitgide büyüyordu.

Efendim!” diyerek merak ve kaygıyla sokuldular “Dr Samael, iyi misiniz?

Bir sigara daha yakan Samael, derin bir nefes çektikten sonra “İstilacılar” diye mırıldandı karşısında iki büklüm titreyen Harut ve Marut’a. “Bunlar istilacı. Patronun her yaratma eylemi için kendisinden mutlak izin alınmasını istediğini bildiğiniz halde yarattığınız yetmedi, aynısından bir tane daha yapmaya kalkıştınız fakat beceremeyip bunların kendi başlarına üremelerine neden oldunuz. Geri zekalılar! Kontrolsüzce çoğalan istilacılar yarattınız! Onlara cinsiyet verdiniz aptallar! Patron hepimizi kovduğunda bunun sorumlusu siz iki salak olacaksınız ve A.D.E.M’dekiler de bize kıçlarıyla gülecekler!” Doktor öfkesini kontrol etmeye artık gerek duymuyor, bağırırken gözbebekleri değişiyor, alev şeklini alıyordu.

II.

Dr Samael Yaratım ve Yıkım Enstitüsü’nün otomatik kapılarından gözlerinden ateş saçarak girerken, ikizler annelerini takip eden ördekler gibi onun peşinden koşturuyor, korkuyla sağa sola kaçışan enstitü çalışanları ile göz göze gelmemeye çalışıyorlardı. İkizler, asansöre Dr Samael’le birlikte girip eksi üç butonuna parmaklarını aynı anda uzattılar ama düğmeye önce Doktor bastı. Bu, “Siz iki geri zekalı bir asansör çalıştıracak kabiliyete sahip değilsiniz” anlamına geliyordu ve mesaj, ikizler tarafından gayet net anlaşılıyordu.

Laboratuvara girdiler. Duvarlarda asılı, kurulan ve dağılan evrenleri gösteren dev monitörlerin sağında zamanın da tekrar tekrar başlatılmasını sağlayan kronometreler bağlıydı. Kronometreler birer kum saati ikonuyla simgelenmişti. Dolan hazne maviden kırmızıya doğru renk değiştiriyor, kırmızıya geldiğinde ise yıkım süreci başlıyordu.

LABORATUVAR ÇALIŞANLARI DIŞINDA KİMSE GİREMEZ” yazılı kapının önüne geldiklerinde kapının kilitli olmadığını gören Doktor, derin bir nefes alıp ikizlere baktı. Kapının kilitlenmesini hangisinin unuttuğunu ikisi de hatırlamıyor, boş gözlerle birbirlerine bakıyorlardı. Odaya ilk Doktor Samael girdi. Ortada kurulu bin metrekarelik, etrafı cam pencereli gözlem haznesinin çevresi, yüksek kotlu iki sıralı amfi şeklinde tasarlanmıştı. Böylece deneylerle yaratılanlar bu arenada gözlemlenebiliyorlardı. Haznenin içinde Kevser ve Hamr ırmaklarının minyatürleri, Tuba, elma ve hurma ağaçları, ayrıca çeşitli bitkiler, çiçeklerle dekore edilmişti. İkinci üretim hizmetçi Tuba ağacının dallarının arasında uyuyorken ilk üretim hizmetçi ise minyatür Hamr nehrinin başında kızıl renkli kusuyordu. Doktor elini sakalında gezdirip sorunu nasıl çözebileceğini düşünürken arkalarından açılan kapının sesini duymadı.

Bunlar nedir?” diye soran dördüncü kişinin sesiyle irkildiler.

Büyük patron yanlarında belirmişti. İkizler birer adım geri çekilerek Doktor’un arkasına saklandılar.

Bunlar…” dedi ve eski dostuna ne diyeceğini düşündü Samael. Ne söyleyeceğini bilmesine rağmen ne tepki alacağını kestiremiyordu. Saklamanın faydası yoktu. “Bunlar enstitünün kuruluş yıldönümünde size hediye edilecek olan, kararlarını kendileri verebilen, sizin için en iyisinin hangisi olacağını siz düşünmeden kendileri düşünebilen hizmetçilerin prototipleri. Böylece siz istemeyeceksiniz ama onlar yapacaklar. Sürpriz olması için sizden gizli yaratıldılar ve onayı ben verdim. İlk üretilen ve Hamr’ın başındaki ayyaş olanı. Diğeri ise ağaçtaki hamile… Anlayacağınız proje şu an tam bir fiyasko olmasına rağmen anlayamadığım şeyler var.

Demek üreyebiliyorlar” dedi büyük patron. Sükunetini koruyordu. Hep korurdu ama yapılan bir hatanın bedelini öyle veya böyle hiç anlamadıkları anda karşılarına çıkacak sürpriz bir aksilikle ödetir, bazen de ceza, gazap olarak gelir, büyük acı ve sıkıntılara neden olurdu.

Üreyebiliyorlar. Ağaçtaki dişi, ilk üretilense erkek.” dedi Samael

Benimle gel.” dedi patron Samael’e ve özel konuşmak için enstitüdeki boş odalardan birine girdiler.

Söylesene ne yapıyorsunuz siz? Sen bu tip hediyelerden falan nefret ederdin. Yaşlanıyor musun yoksa?

Suçu çocuklara atmak istemiyorum Kahhar ama ben bu tip saçmalıklardan hala hoşlanmıyorum. Hediyeler falan bana göre değil.

Bu üreme meselesi nedir?” nedir diye düşünceli bir şekilde sordu patron. Samael’in bu tarz işlerden hoşlanmadığını biliyordu.

Nasıl olduğunu bilmiyorum ama son yarattığımız evreni incelerken çok ilginç bir şey keşfettim. Bunu sana söylemeyi düşünüyordum ama önce anlamaya çalıştım.”

Anlat!”

Samael kumandayı alarak ekrandaki kainat modellerinden birini seçti. Milyonlarca yıldız kümesini atlayarak Samanyolu Galaksisi içindeki Güneş Sistemini buldu ve güneşe en yakın üçüncü gezegene odakladı. Masmavi bir gezegen sessizce kendi çevresinde dönüyordu. “Burası dünya.” dedi. “Bu evren ilk kurulduğunda, içimde bir his bir şeylerin ters gideceğini söyledi bana ve o terslik işte bu gezegen. Bu gezegen bizden bağımsız olarak yaşam üretiyor. A.D.E.M’den Gabriel’le birlikte oraya gittik. Haznede gördüğün prototiplerin hemen hemen aynıları orada yaşıyorlar. Hepsi okyanustan geliyor. Evrimleşiyorlar. Hem suda hem karada başka başka türler ortaya çıkıyor ama bunlar başka. Diğerleri bir denge içinde gidiyorken bunların hırsları var, kendi kararları var ve zayıf bir bedene sahip olmalarına rağmen gezegendeki tek güç olarak kendilerini görüyor, tüm gezegeni ele geçirmeye çalışıyorlar.

Peki buraya nasıl geldiler?” diye rahatsız bir kuşkuyla sordu patron.

Ben gözlem yapıyordum ama Gabriel fiziki inceleme için bazılarından parçalar aldı. Kendi kararlarını verebilen bir hizmetçi üzerine bizim çocuklar düşünürken de A.D.E.M’den gelen organelleri kullandılar. Gabriel bilerek ya da bilmeyerek bizi oyuna getirdi.

Gabriel A.D.E.M’in patronu, enstitü ise senin. Her gece Hamr’ın başındasın ve bu da sorumluluklarını aksatmana neden oluyor eski dostum. Şimdi sana şunu söyleyeyim, Gabriel’i takip için onun A.D.E.M’deki görevine son verip, yanıma alacağım, hediyenizi de törenle kabul edeceğim ama yaratılanlarınız üremeye kalkarsa ekibinle birlikte kendini dünya dediğin o yerde bulursun ve evren saati dolana dek de geri dönemezsin.

Efendim üremelerini engelleyebiliriz lakin bizim zamanımıza göre ömürleri maksimum üç gün olacaktır. Sınırlı üretim kesintisiz hizmet demek olacaktır.

Üremelerini engelleyebileceğini biliyorum kadim dostum. Fakat söylediğim bu değil” dedi Kahhar gülümseyerek “Üremelerini de istemiyorum hizmetlerini de istemiyorum. İtaat etmelerini sağlayabilmen, senin itaatinden geçer. Bu da senin sınavın olsun Samael” dedi ve gülümsedi.

Toplantı bitmişti. Büyük patronun çıkmasıyla odada yalnız kalan Doktor bir an için ekrana baktı. Gezegeni ortadan kaldıracak bir formül bulmak zor değildi ama bunu yapmak itaatsizlik olurdu. Aklında bir fikrin olgunlaştığını hissetti. Sorun bu fikri patrona nasıl açacağıyla ilgiliydi.

III.

Patronu Hamr kıyısında her zamanki gibi kalabalık bir masada sıkıntıyla otururken buldu. Her zamanki sorunlar ve dedikodularla kafası şişirilmiş, ilginç bir şeye aç şekilde etrafı izliyordu. Yanına gidip masadakilerden de müsaade isteyerek patronu kendi masasına davet edip direkt konuya girdi “Beni, üretimleri ve ikizleri sana gösterdiğim gezegene yolla.

Patron “Ne yapacaksınız orada?” diye şaşkınlığını gizleyemeden sordu

Üretimleri burada bilgiyle donatıp oradaki ilkel istilacıların arasına salacağım. Bunlar orada üreyecek ve bilgilerini kendi nesillerinde tutacak, bir topluluk oluşturacak sayıya geldiklerinde de diğerleriyle paylaşacaklar. Böylece hem deney bir anlam kazanacak hem burada üremelerini engelleyeceğiz hem de sen bu saçma hediyeden kurtulacaksın.” diye fikrini savundu Samael

“Peki bu ne işe yarayacak?

Gezegendekiler şu anda vahşiler. Avcılık ve toplayıcılık yapıyor, ürüyor, ne bulurlarsa talan ediyorlar. Bizimkiler kendi kolonilerini oluşturduklarında onlara oradaki toprağı işlemeyi ve hayvanları evcilleştirmeyi, onlardan nasıl faydalanacaklarını öğreteceğim. Böylece diğer vahşi topluluklar da savaşıp gezegeni sömürmeyi bırakacak ve buradaki hayatın bir versiyonunu orada oluşturacaklar. Ne diyorsun?”

Kahhar, Samael’in söylediklerini düşünürken aklında beliren soruyu sordu “Talancılıklarının toprağa yerleştiklerinde biteceğinden nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?

Sadece tahmin…” diye yanıtladı Samael

Biz bugüne kadar her şeyi oluruna bıraktık. Kurup yıktığımız evren sayısı ortada. Daha önce de mikro ve makro yaşam formlarının müdahalemiz olmadan nasıl davrandıklarını araştırdık. Suyun yolunu bulduğunu biliyoruz.”

Bu sefer farklı olacak. İzin ver. İlk kez bilgiyle donatılmış olarak gidecekler ve ilk kez bizim yaratmadığımız bir yaşam formunu etkileyecekler. Deneyimiz bu açıdan önemli.

Bana burada lazımsın, eğer gidersen aramızda bir sorun olduğu düşünülecek.”

Bırak gideyim Kahhar. Böylesi daha iyi olacak. Ayrıca bu iki üretim çiftleşirse ki çiftleşecek bu aramızda daha ciddi sorunlara yol açacak. Bunu bana karşı kullanacaklarını ve beni korumak adına hepsini karşına almak daha büyük sorunlar çıkaracak, bunu biliyorsun.” dedi Samael.

Kahhar bu operasyona gönüllü olmasa da Samael’in haklı olduğunun farkındaydı. İki enstitü arasındaki çekişme önünde sonunda birinin başının yiyecekti ve Kahhar dengeyi korumak zorundaydı. “Peki gidin. Sürekli bilgilenmek istiyorum. Proje ben istediğimde bitecek, ayrıca gerekli gördüğümde buradan müdahalede bulunacağımı da unutma.” diyerek şart koyup sohbeti noktaladı ve masasına döndü.

Samael, patronun Gabriel kozunu oynayacağını biliyordu. Harut ve Marut’a üretimleri hazırlamasını bildirip patronla görüşmelerini özetledi, işlerini bittirdiklerinde Hamr’a gelmelerini istedi. Yola çıkacaklardı ve görevlerinin ne kadar süreceği belli değildi. İkizler tedirgindi ama Samael’e itiraz etmeleri mümkün değildi.

*

Hamr’ın masaları her zamanki gibi doluydu. Dedikodu kazanı kaynıyor, Gabriel’in Samael’i düşürdüğü tuzak ve Kahhar’la arasının açılması konusu masalardaki sohbetin merkezinde duruyordu. Herkes istilacılardan haberdar olmuştu. Samael, üzerindeki gözlerden rahatsızdı ama en çok da Ozryel’in gözlerinden. Tam bir görev adamıydı. Verilmiş hiçbir emir ile vicdanı arasında bağ kurması mümkün olmayan bir taştı. Hamr’ın kaynağına dudaklarını dayayıp tümünü bir seferde içse yine de kalbinin yumuşaması mümkün değildi. Ozryel’in bakışlarından kurtulabilmek için ondan uzak bir masaya oturdu.

Uğultu kesilmişti. Bir gılman, Samael’in masasına büyükçe bir sürahi şarap ve kadeh bırakıp hızla uzaklaşırken Ozryel yerinden kalkıp, çevresindekileri omuzlayarak kalabalığı dağıttı. Samael’in tam karşısına oturup, robasının kapüşonunun altında kalan ve neredeyse hiç kimsenin görmediği gölgeli yüzünde parlayan panter gözlerini Samael’e dikti.

Neden?” diye sordu. Sesi tüm hurilerin, sirenlerin seslerinden daha yumuşaktı. Hiçbir his hiçbir tını taşımayan, duyulduğu anda içine nüfuz edip ruhu ezen bir ses… “Kahhar’ın en güvendiği kişi sensin.

Samael kahkahasına engel olamayarak “Ben o kişinin sen olduğunu sanıyordum.” dedi ve hızla ciddileşerek “Bunun seni ilgilendirdiğini sanmıyorum Ozryel” dedi.

Seninle dostça konuşmaya geldim ama görüyorum ki hâlâ çok katısın.

Beni rahat bırak Ozryel, birazdan ikizler gelecek, onları bekliyorum.

Öyle olsun” diyerek taburesinden kalkarken Ozyrel’in robasının etekleri savruldu ve Hamr’ın başındaki herkes ölümün nefesini ensesinde hissetti.

Harut ve Marut tüm masumiyetleriyle kapıdan girdiler ve patronlarını buldular. Hamr, az önceki salınımdan adeta ölüm sessizliğine bürünmüştü; fakat ikizler, ne bu sessizliği, ne de Ozryel’in üzerlerindeki bakışlarını hissettiler. Akılları, yapacakları yolculuktaydı. Her zamanki gibi, patronlarının karşısında mümkün olduğunca bir sakarlık yapmadan, özenli oturdular. Samael, planın detaylarını ikizlere anlatırken, oldukça baştan savma ve herkesin duyabileceği şekilde anlatıyor, bir yandan da etrafı süzüyordu. Bazı kulakların kendilerinde olduğunu biliyor olmasına rağmen, Kahhar her şeyi biliyordu ve onaylamıştı. Böyle olmasa bile hiçbir şey değişmeyecekti. Samael ve ikizler sürahideki şarabı bitirip kalktılar.

Ozryel “Bugün erken kaçıyorsun kadim dostum.” diyerek Samael’e laf attı.

Samael, Ozryel’le göz göze geldiğinde gözbebekleri alev şeklindeydi ama öfkesini bastırıyordu

Silahlardan dost olmaz Ozryel, kullanılır ve gömülürler.” dedi ve kapıdan çıkarken parmaklarını şıklatarak, içeride konuşurken etraftan duyulan her cümleyi herkesin hafızasından sildi. Yolculukları, dedikodular yeniden alevleninceye kadar artık yeniden sırdı.

O gece Doktor ve ikizler üretimleri alıp evrenlere dalmaya hazırlardı.

IV.

A.D.E.M ve dişi form yolculuk sırasında yaşlanmış sayıca kalabalıklaşmışlardı. Harut ve Marut’un gözetiminde gezegene indiler. Yol boyunca anlamlı ses çıkarma, sesleri bükme, tanımlama, nesneleri adlandırıp çizme, ateş yakıp kontrol etme, topraktan yararlanma eğitimi aldılar. A.D.E.M sesleri bükme eğitimi sırasında dişisini işaret ederek boğazından sıklıkla hırıltılı bir şekilde hav ve va seslerini peşpeşe çıkardığından ikinci üretime artık Havva demeye başladık.

Oğulları Cain, Abel ve onların ikizleri Awan ve Azura genç bireyler olarak indiler gezegene. A.D.E.M ailesi bizim denetimimizde, bir yandan da gezegeni öğrenerek toplayıcılık ve tarımı bir arada götürürken, diğer yandan topraktan ufak tefek eşyalar, kerpiç tuğlalar yapmayı başardı. “Gezegendeki genel vaziyetin aksine, aile içinde barışçıl bir hava hakimdi; ta ki çiftleşme dönemi gelinceye kadar.” dedi Samael Kahhar’a savunmasını verirken.

Samael’in savunmasını izlemeye Eden’in tüm ileri gelenleri, her iki enstitünün de astından üstüne her kademeden çalışan gelmişti. Yargılama sık sık izleyici uğultuları ile kesiliyor, Kahhar’ın sessizlik uyarıları sonrası devam edebiliyordu. Beklendiği gibi Samael’in başkanlığını yaptığı Yaratım ve Yıkım Enstitüsü çalışanları Samael’in tarafını tutuyor, Samael ve asistanlarını suçlayan A.D.E.M başkanı Gabriel Usta’yla patron Kahhar’ın kirli işlerini yapan Ozyrel’i öfkeli gözlerle izliyorlardı. A.D.E.M yanlıları ise Samael ve asistanlarının kapatılmasını istiyorlardı.

Duvarda asılı monitörün köşesinde, bahsettikleri evrenin zamanının artık tükendiğini gösteren kum saati kırmızıya dönmüş yanıp sönüyordu. Gezegense güneşin çekim gücüne yenilmiş sekiz dakikalık bir yolculuk sonunda güneşe çarpıp yok olmuştu bile. Güneş kendi sistemi içinde çevresinde ne varsa yutuyordu. Kahhar elindeki fareyi oynatarak ekranı tüm evrenin görülebileceği boyutta ayarlamıştı. Hepsinde durum aynıydı. Büyük yıldızlar çevrelerinde ne var ne yok yutuyor, sonra da içine çöküyordu.

Sonra?” diye sordu Kahhar.

Samael gözünü ekrandan alamıyordu.

Sana bir soru soruldu.” diye tehditkar bir tonda hatırlattı Ozryel.

Sonrasını sen anlat.” dediğinde gözleri çaresizlikten öfkeyle alevlenmişti Samael’in.

Ben senden dinlemek istiyorum.” dedi büyük patron.

Samael işkence görüyor gibi yorgun ve sıkıntılıydı. Evren bittiğinde konuyla ilgisi olan herkes yargılanacaktı, bunu biliyordu. En büyük ceza ise kendine kesilmişti. Önce dışlanmış, sonra üzerinde çalıştığı evreni alternatif güç merkezi haline getirmekle suçlanmıştı. İstilacılarla işbirliği yaparak büyük patrona alternatif oluşturmaya çalışmakla itham ediliyordu. Harut ve Marut’u düşündü. Gezegende hapsedilişlerini. Geri döndüğünden beri asistanlarını görmemişti. Kafasından onların durumunu sormayı geçirdi ama fazlasıyla anlamsız olacağını biliyordu. Kahhar’a ve yanında vakarla duran Gabriel’e baktı.

Evet?” dedi Kahhar “Devam et.

Bu bir düzen.” diye mırıldandı Samael sıkıntıyla. “Bu sizin düzeniniz.” dedi Kahhar’a ve odada bulunan Gabriel ve Ozryel’i işaret ederek “Ben de, o da, bu da… Hepimiz düzenin parçasıyız. Beni ortadan kaldırmak için kurduğunuz bir evreni yıkıyorsunuz. Siz eğleniyorsanız gerisinin hiçbir önemi yok.

Haddini aşıyorsun Samael!” diye çıkıştı Gabriel.

Kahhar’ın işaretiyle kapı açıldı ve iki muhafızın arasında ikizler toplantıya dahil edildi. Her ikisi de perişan görünüyordu.

Siz anlatın!” dedi Kahhar.

Harut’la Marut birbirine bakıp ne anlatacaklarını anlamaya çalıştılar. Gabriel Samael’in anlattıklarını özetledikten sonra devamını ikizlere bıraktı.

Her şeyi hızlı anlıyorlar, hızlı yapıyorlardı.” dedi Harut “Çevrelerindeki kabileleri, başıboş gezenleri de hızla etkiliyorlardı. Kısa süre içinde sizin daha sonra gönderdiğiniz mesajlarda “onlar” diye bahsettiklerinizle yani kalbi mühürlülerle kaynaştılar, onlara da bildiklerini öğrettiler. Sorun yoktu ta ki ergenlerin çiftleşme dönemi gelene kadar.

Ondan sonra ne oldu?” diye sordu Ozryel

Soru Ozryel’in nefesinden döküldüğünde ikizler titredi.

Cain ikiziyle çiftleşmek istedi çünkü doğal seçilim gereği çiftleşme mevsimi gelen her memeli gibi Cain de kendi türünün güzel olanına yöneldi fakat A.D.E.M kendisine öğrettiğimiz üzere gen havuzunu geniş tutmak için Awan’ın Abel’le çiftleşmesine izin verdi. Cain öfkelendiyse de zarar verme eğilimi içinde değildi. Yatışacaktı.

Bunu nereden biliyorsunuz?” diye sordu Gabriel.

Hep olurdu.” dedi Marut “Onları biz gözlemledik, yetiştirdik. Hakları olan şeyleri alabilmeleri için zaman zaman seslerini duyurmaları gerektiğini ama şiddetten uzak durmaları gerektiğini biz öğrettik. Onlar da nasihatlarımıza harfiyen uyuyorlardı. Uymamaları diye bir şey mümkün değil Gabriel Usta; onlar projeydi.

Sonra?” dedi Kahhar.

Cain, Abel’in başını taşla ezdi” dedi fısıltıyla Marut.

Hayır!” diye atıldı Harut bir sırrı taşımaktan yorulmuş da artık itiraf edecekmiş gibi; “Gabriel Usta, Cain’in yalnız kaldığı bir anda yanına gelip Kahhar’dan ve onun büyüklüğünden bahsetti. Cain korktu. Gabriel Usta, eğer kurban verilirse ve hangisinin kurbanı kabul edilirse Awan’ı onun alacağını söyledi. Cain, kurbanın ne anlama geldiğini sordu; Gabriel Usta da ona anlattı. Cain öldürebilecek bir yapıya sahip değildi. Abel de öyle. Bilmiyorlardı şiddetin ne olduğunu. Gabriel Usta aynı şeyleri Abel’e de anlattı ve kurban olarak ona bir koç verdi bir de bıçak. Yapması gerekenleri bir bir anlattı Abel’e. Awan’a sahip olmasının tek yolunun bu olduğunu da. Awan’a sahip olmak her ikisi için de artık önemliydi. Cain kurban kavramını anlamamıştı. Biz de Doktor Samael’den öğrendik, terk edilmiş bir gelenek olduğunu. Sonra topladığı buğday başaklarını götürüp kayanın üzerine bıraktı, Abel de kendi kurbanını. Gabriel Usta, Abel’e söz verdiği gibi koyunu aldı ve gitti. Sonra Cain’in tarifinden anladığımız kadarıyla, Ozryel Usta ortaya çıktı ve onun içine girdi. Cain’in kaldıramayacağı büyüklükte bir taşı kaldırıp Abel’in başını ezdi.” Harut’un anlattıkları karşısında başlayan uğultu yerini büyük bir sessizliğe bıraktı.

Harut’un sözleri salonda büyük bir uğultuya neden oldu. İzleyici sıralarında artık kaos hakimdi.

Kahhar, uğultuyu dişlerinin arasından çıkan son derece tehditkar şekilde çıkan “Devam et” komutuyla kesti.

Samael “Sonrası malum…” diyerek söze girdi “Bildiklerini bana anlatınca Gabriel ikisini cezalandırmak için hapsetti. “Onlar” diye işaretlediğiniz dünyalı kabileler bu cinayetten ve Cain’den ürküp köyü terk etti. Bazıları Cain’in de ölmesi gerektiğini düşündüler, sorun büyüdükçe büyüdü. İlk kan akıtılmıştı. İlginçtir, savaşı biz orada öğrendik. Zamanla A.D.E.M kökenli hiçbir canlı hayatta kalmadı fakat Gabriel’in yönlendirdiği bazı insanlar kendilerini A.D.E.M’den gelmiş gibi tanıttılar. Hepsi sırrı biliyordu, hepsi hepimizden haberdardı ve bu sırrı yayarak kitleleri “Onlardan” olmadıklarına inandırıyorlardı ama bu büyük bir oyundu. Sizin müthiş oyununuz… Zavallı yaratıklar göklere taparak, göklerden geldiklerine inandıklarının torunu olduğunu sanıyorlar. Hepsi kendilerinin umursandığını sanıyor. Oysa bütün evren zaten Yaratım ve Yıkım Enstitüsü’nün deneyleri için kurulmuştu. Onlar da A.D.E.M de umurumda değil, benim anlamadığım şey şu: Bizi yok etmek istiyorsanız mutlak güç sizsiniz Kahhar, neden? Bütün bunlar neden?