ANARCHISTALES

• •

Deniz Göktaş ve Pazartesi Şeyleri

Çok sevgili yavrucaklarım uyanmış olmalı. Kahvaltılarını yapmış, filtre veya granül kahvelerini içmiş, işyerlerinde görevlerinin başında haftayı göğüslerinde yumuşatmanın stratejilerini geliştiriyorlar. Benim başka dertlerim var sanki. Hayatımın önemli kısmında koltuğumun altında farklı bir ajandayla gezdiğim için, içinde bulunduğum şartla kafamdaki dünyanın ilişkisi genelde örtüşmedi. Bunun sakıncaları da var, iyi yanları da. Şimdi buna girerek ne yazıyı uzatayım ne de kafanızı şişireyim.

WordPress istatistik sayfası, sitede bulunduğum süre içinde en az bir kez incelediğim bir sayfa. Yazdıklarım genellikle okuyucunun ilgisini maalesef çekebilecek kalibrede değil; en azından okuyucu açısından. X’ten, Facebook’tan ve diğer sosyal mecralardan gelerek okuyan bazı bambinolarımın da ayağı kesildi. Bir bakıma biz bize kaldık denilebilir. Okunmasa da ben kafamdan geçenleri yazmaya değer buluyorum. Günlük sözcük harcırahımı konuşarak değil yazarak sarf etmek bana daha iyi geliyor.

*

Biliyorsunuz genç komedyen Deniz Göktaş, ikinci gösterisi olan Ölü Deniz’i geçtiğimiz günlerde YouTube’a yükledi. Deniz Göktaş; Selam Selam’dan önce podcast yayınları ve YouTube kısa videolarıyla radarıma girmiş, ODTÜ çıkışlı genç bir arkadaş. Zekası, güncel ve tarihi tartışmalara getirdiği yorumlarıyla yaptığı hemen her işi ilgiyle takip etmekten zevk aldığım için, Ölü Deniz’in bildirimi düşer düşmez oturup izledim.

Gülmek, gösteriye dair beklentilerimin son sıralarındaydı. İngiliz komedyen Ricky Gervais’i de izlerken gülmek benim için birinci sırada bir beklenti değil. Onların şimdiye kadar sergiledikleri zeka ve bakış açısındaki farklılık, bundan sonraki işlerine dönük beklentimin de sınırlarını çiziyordu. Maalesef Ölü Deniz benim için ölü doğum oldu. Herkesin bildiği, mutfaklarında, salonlarında eşleriyle dostlarıyla gizliden konuştuğu, avama mal olmuş sohbet başlıklarını alıp sahneye taşımış görünüyor. Siyasi malumu ilan eden ve avamın sevdiği fakat hiçbir şeyi beğenmeyen, burnu boktan çıkmadığı halde Kaf Dağı’ndaymış gibi davranan “görece aydın!” tayfanın eleştirilecekler defterinde olan birkaç ünlü gazeteci ve bilim insanını da hedef tahtasına oturtunca, açıkçası istediği ilgiyi almış görünüyor.

Bana beklediğimi vermesi önemli değil; “Femenyen” bir yaklaşımla ifade edecek olursak, memelerini açman hiçbir mücadeleyi kazandırmasa da “buraya bakarlar” felsefesi günümüzde herkesi on beş dakikalığına ünlü yapmaya yetecektir. Bu kolaycılık, açıkçası Deniz Göktaş’tan nedense hiç beklemediğim bir yoldu. Eğer bir karşı duruş eylemiyse de böylesi anarşizan bir eylem için o metin çok sığ kaldı. Keşke sağlam bir metinle tarikat deneseydi de bu güdük metinle güldürmeye ve veya uyandırmaya çalışmasaydı.

Not 1: Sosyal medyayı takip etmesem de “başına bir şey gelsinciler” ve “gelmesinciler” şeklinde ülke sanırım yine bir yol ayrımında. Şahsen ben gelmesinciler tarafındayım. Bence özellikle eleştiri yönelttiği tüm siyasi aktörler “gelmesinciler” tarafında yer almalı. Ki Deniz Göktaş, ya kendiliğinden sönmesi gereken bir balon olarak bir köşede unutulmalı ya da doğru eleştiri ve yönlendirmelerle kolaycılıktan uzak, zeka ve alternatif bakış açısı sunan şakalarıyla dikkati üstüne çekmeli.

Not 2: KATÜ şakası, son kitap şakası ve gösteriye adını veren Kaş, Karaburun, Ölü Deniz şakaları gösterinin en iyi şakalarıydı…

*

Genelde kendi gündemini takip eden bir yazar olduğum halde bugünkü vıdıvıdımı güncel bir konuya ayırdım. Gün içinde gidişata göre bir de öykü paylaşma niyetim var ama kısmet diyelim.

Hepinize süper bir hafta geçirmeniz dileğiyle hoşça kalın. Öptüm bye…