
I.
Beklerken yürüdüm Yüksel Caddesi’nde,
Bir aşağı, bir yukarı.
Topal Apo selpak satmaya çalıştı ya da kalem,
Beni artık tanımıyordu. Ateşledim çakmağı,
Kızarttım sigarasını.
Eyvallah, dedi. Eyvallah, dedim.
*
Çocukluğumdan taşınalı gençliğime, çok oldu,
Oradan da orta yaş muhitine…
Ressam Muhittin’i düşündüm,
Atölyesindeki acemilerin karşısında sanat için soyunduğumu,
Duvardan duvara seviştikten sonra
Bir kadın gibi utanarak giyindiğimi.
Muhittin bir kadın boyuyordu, çoğu renk yağlı
Çoğu renk Chagallvari bir mavi
Karnında benim çocuğumu taşıyordu tuval.
Merhaba, dedi yumuk elleri, kordon bağı. Eyvallah, dedim.
II.
Soğuktu.
Konyaklı bir çay iyi giderdi, iyi gitti, ben kaldım.
Ellerimi cebime soktum,
Cebimde tütün paketi.
Kimse gelmedi o ana kadar, ne yalan diyeyim;
Bir tek bahis şirketlerinden mesajlar…
Üçkağıtçı Mustafa’yı vurmayaydı polis kafasından, sekste kazanır
Aşkta kaybederdim ellam.
Üç kulhu bir elham geldi aklıma üçkağıtçının kimsesizler mezarlığındaki taşına
Eyvallah, deyip geçiştirdi.
III.
Yeraltına indim, yeraltından çıkanların yanından;
Sosyalist gençler, genç polisler, sivil askerler…
Tek yol Anarşi ulan göt laleleri!
Tek yol seks ulan!
Yürürken bekledim,
Yeteri kadar uzaklaştığımı anladığımda.
Eyvallah Ankara, dedim,
Eyvallah la!…