
Şehirde işlenen aleleade bir cinayetin ardından polis arabalarının mavi kırmızı ışıkları geceyi aydınlatırken, kalabalığın içinde ilerleyen tuhaf görünümlü İliryalı ve Terzi olay bölgesinden çıkmak üzereyken, cinayet masası dedektiflerinden Chloe’nin bej döpiyes takımının altına giydiği Adidas Superstar ayakkabılarıyla maktule doğru kararlı adımlarla yürüdüğünü gördüler.
“Ben çizmedikçe sen çözemeyeceksin dedektif,” dedi kendi kendine fısıldayan Terzi. Sonra da İliryalı’yla birlikte yüksek binaların arasındaki dar bir sokağa saparak gözden kayboldular.
Black Swan’s Soul Hotel’in valesi İliryalı’ya başıyla selam verdi. İliryalı selamı karşılıksız bırakarak Terzi’yle birlikte asansöre yöneldi. 707 numaralı odanın penceresinden kenti izliyor, bir yandan da porselen fincanlarındaki kahvelerini yudumluyorlardı.
Telefon çaldı.
“…” Terzi telefonu açtığında konuşmaz, dinlerdi.
“Hanımefendi…” dedi resepsiyonist tereddütle. “Burada kendisini Kalıpçı olarak tanıtan bir bey sizinle görüşmek istiyor.”
Terzi bir an kendisini izleyen İliryalı’yla göz göze geldi.
“Yukarı gönderin,” dedi ahizeye çatallı ve kırık bir sesle.
Az sonra kapı çaldı. Kapıyı İliryalı açtı.
Bir metrelik bir cüce, göbeğine uzanan kırçıllı bıyıklarını sıvazladı.
“Eee… Terzi nerede bakalım İliryalı?” diye sordu ve İliryalı’yı iterek badi adımlarla odaya girdi.
Terzi pencere kenarından ağır ağır kalktı. Eteğinin altındaki adımlarıyla sanki yere değmiyormuşçasına süzülerek Kalıpçı’nın yanına geldi.
Kalıpçı son derece zarif bir hamleyle Terzi’nin elini dudaklarına götürdü.
“Ben de ne zamandır sizi bekliyordum Terziciğim. Umarım bana vereceğiniz görevi layığınca yerine getirebilirim.”
“Buna hiç şüphem yok,” dedi Terzi gülümseyerek.
“Hıhı…” diyerek homurdanan İliryalı, Kalıpçı’nın ve Terzi’nin ters bakışlarıyla karşılaştı.
“İliryalı benden hâlâ hoşlanmıyor olmalı.”
“O kimseden hoşlanmaz eski dostum. Konuya gelelim. Seni fazla oyalamak istemiyorum. Ahırın ölü atı Muazzez şu anda bu dünyada yaşayan bir kadın. Ona çok hoşlanacağı bir sürpriz planlıyorum. Lütfen pencere kenarına gel,” dedi.
Cüce İliryalı’yı tekrar kenara iterek pencere kenarına yaklaştı.
Terzi ona pencereden dışarısını işaret etti.
“Kentin şu bölümündeki araziyi görüyorsun. Oraya bu gece İyem Gölü’nü yapmanı istiyorum. Muazzez o gölü çok severdi.”
Kalıpçı’nın gözleri buğulandı.
“Biensen’i bulduğunuzu duydum. Demek sıra Muazzez’de.”
İliryalı gülümsedi.
“Biensen uçarken kuş gibi özgürdü. İstersen sen de özgür olabilirsin,” dedi alaycı bir şekilde tehdit ederek.
“İLİRYALI!” diye kükredi Terzi. “Seni de ben özgür kılabilirim.”
“Ben de bunu istiyorum Terzi. Beni özgür kıl,” dedi İliryalı. İçindeki ölme isteği gözlerinden okunuyordu.
“Tamam,” dedi Kalıpçı. “Tüm ahırın kaderi sanırım nakşedildi.” Dedikten sonra İliryalı’nın onaylamasını bekledi. Kısa fakat ağır bir sessizliğin ardından sordu: “Acaba bu ölüm hangi tanrının tercihi Terzi?”
Terzi’nin yanıtlamasını beklemeden lafa atılan İliryalı, “Elbette Chao’nun,” dedi.
Sabah saatlerinde kentin meydanında çevresi binbir türlü nebatat ve hayvanatla donanmış pırıl pırıl bir göl peyda oluvermişti.
Kalıpçı bütün gece durmadan çalışmış, belki de hayatının en iyi işini çıkarmıştı.
Güneş doğarken üçü de İyem’in kusursuz güzelliği karşısında öylece duruyorlardı.
“Zaman geldi,” dedi İliryalı.
Terzi’yle birlikte uçarcasına gölün kenarından ayrıldılar.
“Ona söyledin mi?” diye sordu İliryalı’ya.
“İkisinin de yok olacağını bilmiyor. Aklı sadece Muazzez’de,” dedi İliryalı soğukkanlılıkla.
Az sonra Muazzez’i uykusundan alan İliryalı, onu göl kıyısına getirdi.
“Uyan Muazzez,” dedi İliryalı.
İri göz kapakları zorlanarak açılan Muazzez, İliryalı’dan korktu ve hızla doğrularak geri çekildi. Siyah uzun saçları dağılmış, yüzüne düşmüştü. Geri çekilerek doğrulmaya çalışıyor ama iri bedeni buna izin vermiyordu.
“Hayır,” dedi. “Şimdi değil.”
“Şimdi diye bir şey yok Muazzez.”
“Ama şimdi değil. Beni sen öldüremezsin.”
“Ben öldürmeyeceğim Muazzez. Bak en iyi dostun İyem Gölü. Sırlarını verirdin. Şimdi sırlarınla boğulacaksın. Ben sadece dostuna yardımcı olacağım. Ona vermek istediğin son bir sır varsa şimdi verebilirsin.”
Muazzez’in korkudan midesi bulanmaya başladı. Göle yaklaştı. Öğürmeye başladığında ağzından çıkan binlerce zehirli yılan gölün sularına karıştı.
“Dostlarını zehirleme alışkanlığın yerli yerinde Muazzez,” diyen İliryalı, kadının başını İyem’in az önce zehirlenerek ölmüş suyuna bastırdı.
Muazzez’in çırpınışları gölün kalıbında çatlamalara neden oldu. Su hızla çekilip kaybolurken Kalıpçı’nın gözleri şaşkınlıkla açıldı.
“Durun!” diye bağırdı. “İyem güzelliğin gölüdür. Onu öldüremezsiniz.”
Göl yatağında bir parmak su kaldığında Muazzez’in çırpınışları durdu.
Terzi, Kalıpçı’nın omzuna elini koydu.
“Üzülme…” dedi. “Sır taşıyan her su ölmüştür.”
İliryalı gölden çıktığında gölün çevresi de hızla ölmeye başlamıştı.
Chaotica ft. Lacivertiğnedenlik