ANARCHISTALES

• •

İpek ve Kılıç III.-IV. / Klara

Gece yarısına doğru Williamstown Milli Parkı’ndaki bataklık bölgesinin kıyısında bulunan çürümüş kadın cesedi anonsu, Chloe’yi arabasıyla eve dönerken yakaladı. Bir an ev ve iş arasında tercih yapması gerektiği hissiyle bocalayan Chloe, anonsun Biensen cinayetiyle bağlantısı olabileceğini hissederek direksiyonunu milli parka giden caddeye doğru kırdı.

Milli parka geldiğinde çevredeki tüm canlıların ölmüş, hatta çürümeye yüz tutmuş olduğunu gören Chloe, doğruca meslektaşlarının yarattığı hareketliliğe doğru yaklaştı. Olay yerine vardığında cesedin radyoaktif bir nedeni olabileceği kuşkusuyla çevrede korumalı beyaz tulumlar içinde delil toplayıp ölçüm yapan görevliler, gece karanlığında aydaymış gibi ağır hareket eden astronotlara benziyorlardı.

Güvenlik bandından tulumsuz geçmesine izin verilmeyen Chloe’nin yanına gelen bir görevli başındaki maskeyi çıkardı. Saçları ter içinde kalmıştı.

“İnanmayacaksınız…” dedi nefes nefese. “Tüm ölçüm sonuçları normal.”

“Cesedin çevresindeki bitki ve hayvanları öldüren şeyin ne olduğunu bulamıyor muyuz?”

“Hayır,” dedi görevli. “Ne bir kimyasal ne de radyoaktif bir belirti var.”

Chloe naylon güvenlik bandını kaldırıp altından geçti ve cesede yaklaştı. Kadın yüzüstü yatıyordu. Çevresindeki çürümüş balıklara bakan Chloe kokudan rahatsız oldu. Sağına soluna bakındı.

“Hey… heeeeyyy!”

David, Chloe’nin sesine doğru yürümeye başlamıştı bile. Onun da yüzü allak bullaktı. Hayatında karşılaştığı en saçma cinayet vakasıydı bu.

“Ben de seni arıyordum…”

“Neden?”

“Etraf çürük balık dolu. Sanki hepsi burada ölmüş gibi. Ama göl buraya yirmi kilometre uzaklıkta. Bu kadının dün burada olmadığına yemin edebilecek onlarca park görevlisi var. Fakat kadından başka hiçbir kimse, hiçbir iz yok,” diye kısa bir özet geçti Dave.

Chloe başını gökyüzüne çevirdi ve işaret parmağıyla sessizce karanlığı gösterdi.

“Tanrıların işi mi diyorsun?” dedi Dave şaşkınlıkla.

“Saçmalama lütfen,” diye çıkıştı Chloe. “Havadan atılmış olabilir. Balıklar saçılmış olabilir…”

“Ve tüm florayla faunayı havadan kurutmuş olabilirler, diyorsun yani?”

Bu arada polislerden biri Chloe’nin yanına yaklaşıp cesedi otopsi için kaldıracaklarını söyledi.

“Nasıl olduğunu bilmiyorum Dave. Biensen’in nasıl uçtuğunu da bilmiyorum; evdeki saman balyalarının o binaya nasıl girdiğini görüntülemiş tek bir kamera bile yok. Bu kadının cesedi aylardır burada yatıyor gibi. Söylediklerine göre buraya nasıl geldiğini gören tek bir insan, tek bir iz yok.”

“O zaman tanrılar dışında seçeneğimiz kalmıyor Chloe…” dedi Dave ve Chloe’yi dinlerken sabırla tuttuğu soluğunu dışarı bıraktı. “Eve git, dinlen biraz. Otopsi ve olay yeri sonuçları çıkınca yeniden düşünürüz.”

IV.

Ay ışığı altında sokaktaki kadınla adamın yüzü bambaşkaydı. İkisinin gölgesinden sıyrılan cücenin kaçmaya çalıştığını gören Chloe, dördüncü kattaki penceresini açtı.

Sokakta ise Kalıpçı, yeşil kadife ceketinin bordo saten kaplı yakasını İliryalı’nın elinden kurtarmaya çalışıyor, Terzi’ye yalvarıyordu. Sokaktaki fısıltılar ve çığlıklar binaların duvarlarında yankılanıyordu. Chloe dehşete düşmüştü. Çaresizce diğer pencerelerde olaya kendisi dışında şahit olan bir kimse olup olmadığına baktı. Yardım alacağı kimse yoktu. Koca kent ağır kara bir yorganın altında derin bir uykudaydı sanki; bir tek kendisi uyanıktı.

Chloe gücünü toplayıp aşağıya seslenmeye kalkıştığında sesi ağız boşluğunda kayboluyordu. İçeri girip silahını almak istedi ama yapamadı. Gözünü bir saniyeliğine bile aşağıda beliren dehşetten ayıramıyordu.

Kalıpçı’nın yardım çığlıklarına meydandaki havuzun ortasındaki bronz heykelden yükselen içli bir şarkı eşlik etmeye başladı. Kristin yaşıyor olmasına rağmen ölümü çoktan kabullenmişti. Oradan kurtulamayacağını bildiği gibi tanrının kendisi için harikulade bir ölüm hazırladığını da biliyordu.

“İşte…” dedi Kalıpçı can havliyle. “Kristin yaşıyor! İstersen sök kalıbı ve kurtar onu. Vicdanını rahatlatmak için beni neden öldüreceksin?”

“Kristin’i kurtarmak değil, vicdanımdaki yangını söndürmek istiyorum cüce.”

“O zaman emri neden bana verdiniz?”

“Senden daha iyi taklitçi bulamazdık Kalıpçı,” diye söze karıştı Terzi. “Oysa hayat yeganelerin dünyası olmalı. Sen İyem Gölü’nün aynısını yaptın, şimdi de Kristin’in aynısını… Söyler misin Kalıpçı, sen neyin aynısını yapmazsın?”

“Be-be-benim işim bu Sayın Terzim, ben taklit ederim.”

“Sorun da bu Kalıpçı. İliryalı da ben de taklit sevmeyiz.”

Chloe yukarıdan olanları çaresizce izlerken İliryalı sırtında taşıdığı kılıcı çekti ve tek vuruşla cücenin başını gövdesinden ayırdı. Chloe dehşetle bir çığlık attı. Çığlık sesi aşağıya ulaştığında Terzi’nin tepkisi tek kaşını kaldırmaktan fazlası olmadı.

“Daha sözümü bitirmemiştim İliryalı,” dedi Terzi.

İliryalı, cücenin dudaklarını yüzünden keserek aldı ve öfkeli gözlerle yanındaki kadına döndü.

“Bir kez daha elini biri öpecek olursa, öptürecek elin olmayacak,” dedi Terzi’ye.

Terzi, ince ellerine bakıp bir an için onlarsız kaldığını gözünün önüne getirince ürperdi. Ardından hızlıca toparlanıp cücenin ceketinin cebinden bir resim çıkardı. Chloe’nin olan biteni izlediği pencereye doğru dönüp resmi havaya kaldırdı ve Kalıpçı’nın gövdesinin üzerine bıraktı. Onlar oradan ayrılırken Kristin’in hüzünlü şarkısı tüm sokağı büyülemeye devam ediyordu.

Chloe onlar sokaktan ayrılır ayrılmaz hemen telefona sarıldı.

“Dave, çabuk buraya gelmelisin! Burada çok garip şeyler oluyor.”

“Neredesin Chloe?”

“Evdeyim, ne olur çabuk ol!”

Dave geldiğinde Chloe tam da cücenin cesedinin olması gereken yerde, üzerinde beyaz bir gecelikle dikiliyordu. Saçları rüzgârla dağılıyor, önündeki karınca yığınının önünde donmuş şekilde bekliyordu.

Dave yanına geldi. Chloe ne anlatacağını bilemiyordu. Elinde tanımadığı bir kadının resminden ve yeşil kadife ceketten başka bir şey yoktu.

“Lanet karıncalar mahallenizi basmış Chloe.”

Cücenin başı gövdesinden ayrıldığında çevreye yayılan şey kan değil, kırmızı karıncalardı. Şimdiyse ortada ne bir ceset ne de o iki tuhaf insan vardı. Sadece konvoy halinde mahalleyi terk eden karıncalar…

Dave, Chloe’nin elindeki resmi aldı.

“İyi misin?”

“Sanırım değilim Dave.”

“Kim bu resimdeki kadın?”

“Sıradaki kişi olduğundan kuşkulanıyorum.”

“Hemen kim olduğunu kontrol ettirmemi ister misin?”

“Evet, lütfen,” dedikten sonra duraksadı. “Ben de seninle geliyorum, bekle…”

Fotoğraf Klara adında bir kadına aitti. Adresi sistemde kayıtlıydı.

Chloe adrese doğru giderlerken, Terzi ve İliryalı’dan David’e yolda bahsetme gereği duydu.

“Orta Çağ’dan gelmiş gibi iki garip kişi ha?” dedi Dave, inanmakta güçlük çektiğini özellikle göstermek istercesine.

“Çok doğru. Adam sırtında bir kılıç taşıyor. Tüm cinayetlerden sonra her ikisini de olay bölgesinde gördüm.”

“Bu arada Chloe, sana bir şey söylemem gerekiyor,” dedi Dave sıkıntıyla.

“Nedir?”

“Her iki ceset hakkında da hiçbir ipucu yok. Ne cesetlerle ilgili ne de geçmişleriyle ilgili.”

“Nasıl?”

“Hiç yaşamamışlar gibi. Sanki bir hikâyeden çıkıp bu dünyada ölmüş gibi duruyorlar.”

Oda buzhane gibiydi.

“Diğerlerine yaptıklarınızı biliyorum,” dedi Klara ve tırnaklarını duvardaki yüzeyi karlı buza sürttü.

“Diğerleri de ne yaptıklarını biliyor olmalılar,” dedi Terzi.

Klara saçlarını toplayıp geriye attı, derin bir soluk bırakıp ortadaki sehpada duran sigara paketine uzandı. Bir tane alıp ince dudaklarına götürdü.

“Son sigaram mı?” diye sordu.

“Yakmadığın sürece son,” dedi İliryalı.

“Yakacak olursam?”

“Bunu sigaran bittiğinde göreceğiz,” dedi elindeki kutuyu sallayarak. İliryalı kutuyu sehpanın üzerine bıraktı.

Terzi ve İliryalı son derece soğukkanlı bir şekilde odanın ortasında dikilirken çok gerekmedikçe nefes dahi almıyorlardı.

Klara’nın alnında biriken ter damlası süzülemeden dondu. Beyaz tuz zerreleri alnında bir araya toplandı.

Duvarlardaki kar sigara dumanını sünger gibi emiyordu. Arkasındaki kapının aralığından siyah yavru bir kedi odaya girdi. İliryalı’nın kıyafetinden sarkan deri parçalarına saldırıp oyun oynamaya başladı.

“Bu Soft,” dedi Terzi.

“Kim olduğunu biliyorum,” dedi Klara. “Onu da mı?”

“Hayır. Biz sana geldik,” dedi Terzi.

Klara sigarasını söndürmek için kül tablasına uzandığında gözü kutuya takıldı.

“Bu nedir?” diye sordu.

“Sigaranın sonu,” dedi İliryalı ve kutuya eğilip kapağı açtı.

Kutudan çıkan yüz binlerce kırmızı karınca önce odayı kapladı. Buz beyazı duvarlar hareketli bir kırmızıya büründükten sonra tümü Klara’ya yöneldi.

“Ez onları Klara, beyaz insanı Kızılderililerden kurtar,” dedi Terzi.

Birkaç saniye içinde Klara önce diz çöktü, sonra yüzüstü kapaklandı. Karıncalar ondan kopardıkları parçaları sırtlanıp Soft’un çıktığı odaya götürdüler… Yuvalarına…

Siren seslerini duyan Terzi ve İliryalı, Soft’u da yanlarına almadan evden çıktıklarında, kapıda beliren Chloe ve Dave silahlarını doğrultup onlara “Dur!” ihtarında bulundular.