• Öylece bir akne Önemsiz lakin heyecan verici Artık ergen olduğ’nu bilen bir erkek Memeleri uç vermiş bir dişi * Dönüşümü hem kabul hem inkar eden Çatır çatır kırılıyor kabuk Bu dağların ardında bir dünya daha var Bu dünyanın ardında bir evren, Onun da ardında artık işlemeyen yasalar Bir ile birin toplamı biz eden * İnsan…

    ·

  • Dokunma ve koku alma hissimi kaybettiğimden bu yana hem boşlukta hem bir rüyada gibiyim. Ne rüzgar, ne su, ne acı, ne soğuk, ne sıcak, ne tenimde gezinen şefkatli bir el, ne kanımı emen sivrisinek… Çevreden aldığım her veri eksik iletildiği için sürekli bir hayalin içindeyim. Aramızdaki kapanmayacak yetmiş santimlik sonsuz mesafe bu yüzden var. Bu…

    ·

  • Mahallenin gençleri Şükrü Bakkal’ın önünde toplanmış bir ucu Adnan’ın elinde olan ipe bakıyor, diğer ucuna kuyruğu bağlı olan lağım faresinin başarısız kaçma girişimleriyle eğleniyorlardı. Fare sağa kaçıyor, olmuyor, sola gidiyor, olmuyor, insanların ayaklarının altına kaçmaya yeltendiğinde gençler heyecanlanıp yerlerinde sıçradıklarında Adnan kahkahayı basıp ipi geri çekiyor. Önemli bir şey yoktu. Olmazdı. Suna Abla bakkalda başımı…

    ·

  • Utanmıyorum gözlüğ’mün kırığından Bir uçtan öte uca yatık çatlağından Kopmayacak bir kıyamet kırılmış da Yarısı yukarıda bir yarısı aşağ’da kalmış mahşerin * Tepeden tırnağ’ titriyor elim bun kıyam karşısında Boğazımda acımış bir dere, yaş ağaç dalı gibi kırılmış aynalardan yansıyan Çırçıplak balıklar bekliyor tanrının huz’runda Gözlüğ’mün doğusundan batısına inceden kadın gibi yatık bir kırık Yaşıyor…

    ·

  • Cehennemde ikinci gün. Sinead O’Connor’ın ölümüyle geçmişim kadehteki rakı kadar seyreldi. Artık gençliğime ben bile benim diyemiyorum. * * * Masanın, mutfağın sandalyenin kenarda duran yeşil hoparlörün, mekandaki her cansızın sessizliğinde kendimi bulurken oğlum uzun sarı saçlarını bağladıktan sonra yanıtını alabildiği zamanlarda duymaktan en çok hoşlandığı teklifi bir kez daha yapıp masmavi gözleri ışıldıyor. “Eee…

    ·

  • Kara kar yağmaya başlayıp tüm şehri esir aldığında kardeşimin elini tutup tepeye çıkarak şehre baktım. Şehir, dedemin cenazesinde yüzünü siyah tülle kapatan annemin güzelliğine sahip. Okulun çatısı, caminin kubbesi, yükseldikçe kademe kademe daralan çam dalları, dükkanların tenteleri, buz pistinin çatısı, futbol sahası, kent meydanı… Radyolardan sürekli anons geçiliyor, sokağa çıkmamamız, siyah bir örtünün altında kaybolan…

    ·

  • Son nefesini az önce vermiş bir ceset gibi tam aramızda duruyor atmosfer Hala sıcak, hala yapışkan Çürüyük bir koku şimdiden Ciğerlerimizde gizlenen * Konuşurken önce bir ölüde titriyor ses Bakarken yüzün neşesine, bir ceset görüyorum önce Suladığ’mız tüm saksılar bir ölüye açıyor rengarenk çiçekler * Bun ölülüğün kundağında önce bir cesede değiyor etim Öylece bir…

    ·

  • Düşüncelerimi derleyip belli bir düzene oturtmam gerekiyor. Şimdiki hali içeride büyük bir patlama olmuş da her bir fikir zerresi öngörülemez biçimde beynimin içinde dağılmış gibi. Gelgelelim dışarıya karşı kayıtsız olduğum kadar kendi fikirlerimin düzensiliğine karşı da aynı kayıtsızlığa sahibim. Bir düşünce dizisinden ötekine akıştaki şaşırtıcı hızlılığın temelinde tüm kurgunun baştan yanlış olmasından başka bir şey…

    ·

  • Çıplak ampul ışığında rakı içmenin iskelesindeyim. Masada tırtıklanmış haydari, üstünde kemik birikmiş et ve humus tabakları… Ortama sonradan dahil olmak daima sıkıntılı… Ya köşede oturup yancı gibi önüne atılan muhabbete ortak olacak, mümkün olduğunca sıkılacak ve gitgide yalnızlaşacaksın ya da sazı eline alacaksın. Her iki seçenek de baş belası gibi görünse de, ikinci şık kötünün…

    ·

  • Eve sürekli gelip giden misafirleri hakkında söylendiğimde babam, insan insana lazım oğlum, diyor bana. İnsan insana lazım. Bu üç sözcüklük cümle belki de yıllardır kafamı kurcalıyor. Durakta otobüsün yolunu beklerken sık sık tekrarladığı yabani biri olmamam, insanlarla diyalog kurmaktan çekinmemem üzerine verdiği nasihatlar on yıllarca geride kaldı. Hala insanlarla konuşamıyorum. Belki de artık bunun zamanı…

    ·