
Rabülhali Çölü’nün orta yerinde başında yıldızlar, titizlikle boyalı siyah botları kumun içinde cılız bir ateşin başında bir taburede oturan Autrom silindir şapkasının içindeki ölü kedi yavrusunun başını okşuyorken genzinden akan boğuk hırıltıyla konuşuyordu.
“Burası hayatın bittiği yer küçük kedi… İntihar düşüncesi bedenimde dört yapraklı yonca gibi filizlendiğinde yedi yaşımdaydım. Bir çocuğun bedenine kıymasının çevresindekilerde yaratacağı derin travmayı da o zaman fark ettim. O yaşlardaki çocukların bazıları içlerindeki karanlıkta yollarını bulmayı bir şekilde öğrenirler. Ben de kendi içimin bilinmezliğinde bir takım hesaplar yaptım. Keşfe, henüz yeni olduğum ve insanlardan ibaret sandığım dünyayı anlamaya çalışarak başladım. Birkaç yıldır tanıdığım, bulaşık yıkarken dertli şarkılar söylerken nedensizce gözyaşlarını akıtan annemin, sık sık göreve giden, döndüğünde mutlaka çocuklarıyla kaliteli zaman geçirmek adına oyunlar oynayan, şakalaşan, hediyeler getiren babamın ruhunda açacağım yaranın bir şekilde farkına varmıştım.
Poiters’teki akıl hastanesinin altı metrekarelik leş odasında pencerenin yanında alev alev yanan kalorifere bitişik otururken içtiğim kısa samsunu topuğumda söndürdüm. Bunu gören henüzce tanıştığım diğer hastaları içtikleri diazemlerin akinetonların norodolların ve nicelerinin etkisinden bir anlığına kurtarıp dehşete düşüren bu davranışımın sonunda zerrece acı çekmediğimi itiraf edeyim. Topuğumdaki kalın nasır tabakası sayesinde hiçbir şey hissettmediğim gibi ölü deri tabakası sayesinde yaralanmamıştım. O yaşıma kadar giydiğim kalitesiz ayakkabıların şaşırtıcı faydası… Gereksiz gösteriler yapıp en uyuşuk gözlerin İzmir boyozu gibi açılmasına neden olan kusursuz nasırlar…
İyi insanları acıdan kurtarmanın en kolay yolu kalitesiz bir ayakkabı gibi davranmak ve onlara küçük küçük ama devamlı rahatsızlık verecek yaralar açmaktı. Böylece ruhları aşınacak, nasır kaplayacak ve yokluğunuzun ateşi canlarını yakmayacaktı. İşin aslı yaşamak, intiharı seçen kişiye en fazla acı verecek ama çevresindeki kişileri en az huzursuz edecek olan yoldu. Emri hak vaki olduğunda musallanın başında öğlen veya ikindi namazından çıkan, görev aşkıyla tutuşan vicdan sahibi birkaç mümin dışında kimse olmayacak, onlar da kısa süre içinde gündelik hayatın hırgüründe kaybolacaklardı.
İyi ve kötü arasındaki ayrımı kestirmek o kadar da güç değil. Yapmanız gerekenler ve yapmamanız gerekenler, yapmayı istedikleriniz ve kendinizi yapmaya zorladıklarınız. Yaşamın kullanma kılavuzu bir geri zekalının dahi kolaylıkla altından kalkabilecek şekilde yazılmıştır. Esas zorluk o kılavuza uymamaktır, içinden gelene direnmek, istediğin yerine istemediğini yapmak. Opsiyonel olan her şart altında kılavuza kibrit çakmak…
Her kaşif gibi ben de kendi uzayımda yaşanabilir bir gezegen, okyanusumda ayak basılmamış bir kara arıyor olsam da ne bulacağımı bilmeden rastgele seçtiğim bir yöne doğru hesaplamalar yapıyor ve çıkan sonucun tam ters yönünde eylemlere girişiyordum. Hayatıma rastgele girip çıkacak insanlar örselensin, derileri kalınlaşsın, ateş geçirmez olsunlar diye kendi arzularıma karşı sapkın şeytani emelleri olan bağnaz bir keşiş gibi her gün kendimi kırbaçlıyor, eylemlerimin kefaretini önceden kestirebildiğim sonuçlarla ödüyor, burnumun zıddına gitmekten, kendimle ölümüne inatlaşmaktan geri durmuyordum. Sevdiğim kitabı okumak yerine hiç de ilgimi çekmeyen bir konuya çalışıyor, çok merak ettiğim bir oyunu izlemek yerine sıkıntıdan patlamama neden olan frengili fahişelerin dedikodularını günlerce ve tekrar tekrar dinliyor, akıl almaz derecede kötü sokak çalgıcılarını iyi müzisyenlere tercih ediyor, sevmediğim kadınlarla yatıyor, sevmediğim kadınların yanında uyanıyor, metruk evlerde yaşamayı seçiyor, nefret ettiğim işlerde çalışıyor, hayatın sevilebilecek tüm yönlerine gözlerimi sıkı sıkıya kapatıp kişiliğimi nefret ettiklerimle inşa ederek yaşlanıyordum. Tat almaktan, hayatın bana zevk vermesinden, insan veya hayvanlarla duygudaşlık etmekten, bana iyi gelecek ağrılarımı dindirecek ilaçları kullanmaktan kaçınarak şu ana geldim, sense daha en başında yola çıkmamayı tercih ettin küçük kedi. Şimdi ruhumun tüm nasırlarını senin için sökecek ve acını biber gibi en açık yaralarıma basacağım. Günahsızlar arkalarından tüm yaşamın bitmesini hak ederler.”
Autrom ayazın vurup ateşin söndüğü an taburesinden kalktı, uzun silindir şapkasının içindeki ölü kedi yavrusunu çıkarıp kuma bıraktı, dizlerinin üzerine çöküp eliyle kazdığı çukurun içine yavruyu koyup üstünü örttü.