Heykeltraş dostum Ayhan Ermen belediyedeki işini bırakıp tazminatını aldıktan sonra yanıma uğradı. Arada dövme yapacak, o parayla geçinecek, arkadaşın demir atölyesinde heykel yapacağım diye planını anlattı. İyi fikir, diyerek destekledim. Benim planım olmaz mesela. Çünkü gerekliliğe göre hareket ederim ve gereklilik kendini hep son saniyede gösterir. Bir saniye sonrası zifiri karanlık olduğu halde Ayhan’ı ani kararlar alıp uygulamaya başlaması yüzünden her zaman cesur buldum diyebilirim.
Doğduğunda rahmetli annesi ve babası Ayhan ismini sevdikleri için ona bu adı vermiş olmalarına karşın Nusaybin’in bir köyünde ikamet eden orta yaşlı Kürt çiftimiz çocuklarına ölünceye kadar Hayran diye seslenmişler. Sana telaffuz edemedikleri bir adı mı koymuşlar diye sorduğumda, söyleyemeseler de Ayhan Işık’ı seviyorlar diye onun adını vermişler diye yanıtlamıştı.
Atölyede kaynak makinesi, erimiş metal, çekiç, zımpara ve envai diğer malzeme arasında geçirdiği iki yılın sonunda çıkardığı koleksiyon uluslarası platformlarda dikat çekti, bazı ülkelerden ödüller alırken bazılarında galerilerin kataloglarına girmeyi başardı. İş eserlerine müşteri bulmaya gelince Graeber çelişkisi kollarını bağladı. Harcadığı zamana ne kadar fiyat biçeceğini bilmiyordu. Emek satın alınabilse de zaman satın alınamazdı. Neyle ölçecekti ki? İki yıl boyunca her gün sekiz saat belediyede çalışmaya devam etseydi alacağı parayla mı yoksa dövme yapsa ne kadar kazanacağıyla mı? İki yıl boyunca zaten bozuk gözlerine dolan kaynak buharı yüzünden gözlerine mi bir fiyat biçecekti yoksa artık takdir gören eserlerine mi? Doğumundaki söylenmediği halde salt sevildiği için konan isim paradoksunun etkisi altındaydı artık.
Ayhan diye yazılır, Hayran diye tanınır.
* * *
Gözlemlerime göre affedilmeyecek hata yok Sebahat, sadece vazgeçilebilir ve vazgeçilemez insanlar var. Hatanın işlevi ise, hatayı yapan kişinin sağladığı konfor alanının bağışlayan tarafta bir ölçek oluşturması. Hata konfordan büyükse kişi bağışlanmaz, küçükse bağışlanır. Sonuçları itibariyle hatanın nevi hatadan da diğer her şeyden de bağımsızdır. Kişi sonsuz konfor sunma becerisine sahip olduğunda bağışlayan taraf bir çeşit köleye dönüşür zira statüko kati bir şekilde korunmaya değer bir hal almıştır. Dikkat edersen ulusun çoğunluğunu etkileyen siyaset mekanizmasından tut, taraflarından başka hiç kimsenin umurunda olmayan ikili ilişkilere kadar bu böyle. Bu yüzden çevremizdeki insanlardan karakter beklentisi içinde olduğumuz kısmı külliyen, koskocaman bir yalan.
Şiddet krizinde olduğum bir an Kristin başımı ellerinin arasına alıp gözlerimin içine baktı ve “Eğer bana aşıksan tüy gibi hafif olmalısın Chao” dedi. Madem ki şiddetimle, düşüncelerimle, sesimle, sevgimle, etimle, kemiğimle konforsuz bir insandım, o zaman yük olabilecek bir hata yapmamalı, ilk rüzgarda kendiliğimden uçup gidebilmeliydim. Evrenin en terk edilebilir insanı olarak yapmam gereken şey mümkün olduğunda seyrelmekten başka bir şey değildi.
Kendimi yeniden yontup yeniden adlandırmam yeniden şekillendirmem uzun zamanımı aldı. Bencillik, havailik, umursamazlık, boşvermişlik zırhıyla donanmak, beni kolay vazgeçilebilirleştirdi. Birilerinin dünyanın yakasından düşmesi şarttı Sebahat, ben de bunu yaptım. Yosunlu bir iskele ayağına tutunan midye olmanın ne denize, ne iskeleye faydası vardı. Sevdası için dağları delmeyecek hatta kılını kıpırdatmayacak biri varsa o da benim. Rüzgar yemiş karahindiba tüyü gibi hafif…
* * *
Yanıma otururup heyecanla güzel Türkçesiyle yeni aldığı maket bıçağından bahsetmeye başladı. Yıllarca ulusal kanallarda haber spikerliği yapmış olması sayesinde hem dilin kurallarına hakimdi hem de kullandığı sözcüklerin çeşitliliği bir maket bıçağının alınma hikayesini bile ilginç ve dinlenesi kılıyordu. İstediği bıçağı almak için günlerce uykusuz araştırmalar, düşünmeler sonucunda hiç beklemediği bir anda sıradan bir zincir yapı markette karşısına çıkmıştı. Şükrü Türkata da Ayhan Ermen gibi bir şeyin sahibi olabilmek için çaba sarfetmeyi seviyordu, çaba sarfettiği şeyle aniden rastlaşmaksa tanrının ödüllendirme biçimlerinden biri. Bazen yatmadan önce bıçağın sesini duymak için eline aldığını, aradaki pime bastırıp itip çektiğini ve çıkan sesin kendisine verdiği huzuru anlatıyor.
Uçmak için bir rüzgar bekliyorum…