Yıllar önce “Hummm” adını verdiğim hayali bir karakter için, deneysel bir teknikle onlarca şiir yazdım. Bu karakteri öykülerimdeki Sebahat’ten ya da ayna evrendeki aksi olan Tahabes’ten zaten tanıyorsunuz. Şiirleri tamamladığımda, tıpkı aşk ya da hayat gibi kendiliğinden bir “giriş-gelişme-sonuç” akışına büründüklerini fark edip şaşırmıştım. Sonrasında; şimdilerde nerede, hatta hayatta olup olmadığını dahi bilmediğim, aniden sırra kadem basan çok sevdiğim bir arkadaşımın yardımıyla bu bütünlüğü Serim-Boğum-Ölüm başlığı altında kompoze ettim.
Bozulan harici belleğimle birlikte bu dosyayı da kaybettiğimi sanıyordum. Yıllar sonra, iş bilgisayarımın tozlu klasörleri arasında bambaşka bir şey ararken karşıma çıkması, yolda aniden bir yavru kedi görmüşüm gibi içimi kıpırdattı. Altı yıl kadar önce, daha kalabalık bir okur kitlemin olduğu eski blogumda bu şiirleri paylaşmıştım. Fakat artık ne o blog var ne de o günkü Hummm hayali… Şimdi bambaşka bir “ben”, yeni bir blog ve yeni okurlar için geçmişten bugüne minicik bir solucan deliği açıyorum. Bu şiirleri, üzerlerinde en ufak bir oynama yapmadan, o günkü halleriyle buraya taşıyorum.
Şiirlerin başlıklarında “SBÖ” harflerini görüyorsanız bilin ki yıllar önce Hummm’a sorulmuş o soruya bir yanıt arıyorsunuzdur:
İnsan bir ölüyle neler yapabilir?