ANARCHISTALES

• •

Ziya

Sigara ikinci turunu tamamlıyor. Soğusun diye içindeki dört izmarit aralanarak kül tablasına bırakılıyor. Yükselemeyen kahkahalar daha tavana çarpmadan bir havaifişek gibi patlayıp dağılıyor. Aryanisa oturma pozisyonunu değiştiriyor, Behiç tohum ayıklıyor, Mayıs yazmasının oyasıyla oynuyor, Ural cümlesinin sonunu başına nasıl bağlayacağını düşünürken bağdaş kuruyor. Kuru ve kemikli götüyle halıda bırakacağı izi düşünüp güçlükle gülümsüyorum.

“Müzik dinleyelim.” diyor Aryanisa.

Araya beş dakika gibi uzun bir sessizlik giriyor.

“Aynen.” diyor Behiç “Paco De Lucia açıyorum. İtirazı olan?”

Bir itiraz varsa da en az on dakika sonra söylenecek. Flamenko delinecek ve muhtemelen Mayıs Devendra Banhart dinlemek istediğini söyleyecek. Henüz yükselen trompet sesine şaşıran yok. Behiç dahil.

“Ben” diyor Ural ve bekliyor “Bazen bilemiyorum ve sen de çok üstüme geliyorsun.”

“Sen de bilmediğin şeyi savunma.” diye cevaplıyorum.

Mayıs ve Behiç kızarmış gözaklarını konuşmaya doğru çeviriyor.

“Ben Allah’a güveniyorum lan, neden anlamıyorsun?”

“Biliyorsun diye soruyorum la! Açıklayamıyorsan da o senin sorunun değil. Ben sana bunun için kızmıyorum.”

“Acı çekiyorum lan senin yüzünden. Sana açıklamak istiyorum. Senin de Müslüman olmanı istiyorum.”

“Hoppala paşam Malkara Keşan!”

“Niye lan? Kötü mü?”

“Yavrucuğum benim inancınla ilgili bir sıkıntım yok. İstemiyorsan da bundan sonra soru sormam. Sen benim dostumsun acı çekmene rıza gösteremem. Sen de beni anla! Ben yok demiyorum ki, kötü şeyler yazıyor da demiyorum. Ben yolumu kendim bulacağım, diyorum, bu yüzden göğü yarıp gelen hiçbir emirle ilgilenmiyorum, diyorum.”

“Sen niye misyonerlik yapıyorsun ki?” diyor ilgisiz gibi görünen Aryanisa.

“Paco’ya nooldu?” diye soruyor Mayıs.

“Bir şey olmadı, İbrahim Maalouf açtım. Rahatsız olduysanız kapatayım.” diyen Behiç’in ince parmakları dizüstüne uzanıyor.

“Şehirli sosyalistler kadar demokrat adam bulamazsın.” diyor Aryanisa. “Saygısızlık etmemek için faşistlere bile eyvallah çekerler.”

Behiç bozuluyor ama çaktırmıyor.

“Döndür.” diyor Ural, “Sıra kimde?”

Ziya’da diyor Mayıs telefonumu işaret edip.

“Bu adam beni niye arıyor la!” diyorum salondakilere bakıp. Bir tek Behiç dudak büküyor. Herkes kayıtsız. Ziya benim yakın arkadaşım değil, uzak arkadaşım değil, dostum değil… Ziya diye biri telefonumda var. Bazen karşılaştığımızda, bazen birlikte çay içerken kalabalıktan biri Ziya. “Merhaba Chao” dediğinde “Naabıyon la?” dediğim Ziya. Paranoyak olduğunu bildiğim, istesem de yardım edemeyeceğim biri Ziya.

“Ne var la!”

“Naapıyosun Chao?”

“Hiç. Sen?”

“Ben çok kötüyüm.”

“İlaçlarını içtin mi?”

“İçtim.”

“Uyumaya çalış.”

“İntihar edeceğim.”

“İyi fikir. Başarabilecek misin?”

“Neden sordun?”

“Genelde başarılamıyor, onun için… Nasıl etmeyi düşünüyorsun?”

“Asacağım kendimi.”

“Beceremezsen sıkıntı büyük.”

“Niye beceremeyeyim oğlum. Herkes nasıl beceriyor.”

“Sen sadece becerebilenlerden haberdarsın la. Onlar haber oluyor. İpi uzun tutarsan başın kopabilir, kısa tutarsan da boğulmaya başlarsın, hayata dönme reflekslerin çalışır ve kendini kurtarmaya çalışırken ya çok acı çekersin ya da kurtulduğunda omurganı zedelemiş felçli bir geri zekalı olarak kalırsın çünkü sen debelenirken beynine bir süre kan gitmez.”

“Tabancayla edeyim o zaman?”

“Şakağına mı dayayacaksın ağzına mı sokacaksın?”

“Karar vermedim.”

“Şakağında açıyı tutturamazsan gözlerini yuvalarından düşürürsün ve ölmezsin, ağzına sokup ya da çenenin altına dayayıp tutturamazsan tüm suratından olursun. Tipin kayar.”

“Haplar?”

“Sıradan bir hapçı bile senin içtiklerinden onar on beşer tane içip kafa yapıyor. Ölen sayısı çok az.”

“Ne yapayım lan o zaman? Ne kadar karamsarsın amına koyayım!”

“En az kırk metreden üzerinde mont falan olmadan betona atla.”

“Bizim ev üçüncü kat?”

“Dokuz-on metre… En çok sağın solun kırılır, yatalak olursun.”

“Bok gibi bir adamsın. Ben yatıyorum.”

“İyi geceler.”

“Sana da…”

Sigara Aryanisa’dan bana geliyor. Son bir öpücük konduruyorum. İbrahim Maalouf trompetiyle Beirut’u ağlıyor.