
Tuzluçayır Mahallesi’nde aynı bahçe içerisindeki iki gecekondudan daha metruk olanındayız. Ahır girişini andıran, birkaç parmak aralık duran tahta kapı, bir motosiklet zinciri ve asma kilit yardımıyla içeriden tutturulmuş.
O kapının ardındaki tek göz odada; idrarıyla ve adet kanıyla ıslattığı yırtık penye pijamasıyla dizlerini karnına çekmiş bir kadın, yere yatak niyetine serdiği giysilerin üzerinde büzüşmüş öne arkaya sallanıyor. Gözlerini diktiği kedi leşinin kokusu, kapıyı zorlayan, yumruklayan, omuzlayan, öfkeyle küfürler savuran askeri ceketli gözü dönmüş adamın burnunun direğini sızlatıyor. Çıldırmış Ankara yağmurlarından biri daha kah gök gürültüsüyle kah şimşeklerle, belediyenin yıkmaya ant içtiği bu en az bin yıllık mahallenin sakinlerini korkutuyor.
“Aç kapıyı Kamuran! Kamuran, bebeğim aç şu kapıyı! Açmazsan kırmak zorunda kalacağım!” dedikten sonra adam kapıya omzuyla yükleniyor.
“Git buradan Chao!” diyen cılız bir inleme duyuyor.
“Ne istiyorsun benden Kamuran?!”
“İstediğim şeyi getirmeni ve beni öldürmeni istiyorum.”
“Bizi üç kez öldürdüm be kadın! İşe yaramıyor, görmüyor musun? Daha iyi olmuyoruz, bırak yaşayalım işte…”
“Git buradan ve gelme bir daha katil adam! Ölümün katili!”
Chao ıslak halı gibi koktuğunun farkında. Artık ıslanmasını istemediği bir yeri kalmamış; yorgunlukla kapının önüne çöküyor. İçinde bir yanardağın oluşmaya başladığını hissediyor, yine de sükûnetini korumaya çalışıyor.
Bahçedeki diğer gecekondunun sokak lambası yanıyor. Kapıya alnı açık, düşük omuzlu, altmış yaşlarındaki Basri Amca çizgili pijaması ve beyaz atletiyle çıkıyor.
“Sizi evime aldığım için kendimden de ailemden de utanıyorum! Hemen boşaltın evimi! Pis müptezeller! Kız babasıyım ben; her gün kavga, her gün gürültü… Bu nedir yahu!” diye sertçe çıkışıyor karanlıkta doğru düzgün seçemediği Chao’nun siluetine doğru.
“İçeri gir Basri Amca, karışma. Üşüteceksin.”
“Bir de dalga geçiyor serseri! Hanım, telefonumu getir, polisi arayacağım!” diye içeriye sesleniyor.
Chao yerinden doğrulup elini ceketinin içinden beline doğru götürüyor.
“Basri Amca gir içeri, kapıyı kapat, üşüteceksin. Ayrıca polis gelirse bu kapıdaki yangın senin evine de sıçrar.”
“Tehdit mi ediyorsun beni kavat?! Sen önce içerideki karına sahip çık erkeksen!” dedikten sonra evin içine bir kez daha sesleniyor: “Sebahat! Tüfeğimi getir kızım, çabuk ol!”
Chao bu tehdidin kendisini korkutmak için savrulduğunu düşünse de Basri’nin yirmi yaşlarındaki kızı tüfekle kapıda göründüğünde bir karar vermek zorunda olduğunu anlıyor. Yağmur şiddetleniyor, şimşek çakıyor.
Chao belinden tabancasını çıkarıp arka arkaya iki kez tetiğe basıyor. Silahın sesi gürleyen göğün gürültüsünde kayboluyor; namlu alevinin kızıl ışığı karanlık tarafından göz açıp kapayıncaya kadar yutuluyor.
Basri’nin karısı, kocasının ve kızının koridorda başlarında birer delikle yattığını görünce onların başlarını kucağına alıp ağıta başlıyor. Ancak tetiğin üçüncü ve son kez düşmesiyle yaşlı kadın da ailesinin peşi sıra gidiyor. Chao kapıda dikilmiş, aileyi süzüyor: İşçi emeklisi Basri’yi, ev kadını Mediha’yı, geçen ay nişanlanan kızıl saçlı, çilli Sebahat’i…
Onları içeriye doğru sürüklüyor. Işığı kapatıp kapıyı çekiyor. Ne yapacağını bir süre düşündükten sonra terazisi bozuk bahçe kapısını çarparak Tuzluçayır sokaklarında kayboluyor.
Bir Saat Sonra
“Bana bir soru sorduktan sonra cevabımı dinlemeden ya çekip gidiyor ya telefonumu engelliyorsun Kamuran… İşte bundan nefret ediyorum.”
Kamuran omuz silkip kayıtsızlıkla yanıtlıyor: “Bunu hak ediyorsun.”
“Sana karşı ilgili olduğum için mi?”
“Belki!” Bir atı öldürecek kadar eroin dolu iki enjektöre takılıyor gözü. “Önemi var mı?”
“Var. Az sonra öleceğiz. Bunu bilmeden ölmek istemiyorum.”
“Tekrar dirileceğiz. Hatta öldürdüklerin de dirilecek… Sebahat, Basri Amca ve Mediha Abla da…”
“Kedi de,” diye tamamlıyor Chao. “Fakat yıllarca bekleyeceğiz. Çocuk olacağız, ergen, yetişkin… Tekrar tanışmak için yollara düşeceğim, izinizi bulacağım; ölümün ve hayatın tüm bileşenlerini yeniden bir araya getireceğim. Salt benimle yaşamayı tercih et diye.”
“Yine etmezsem?”
“Yine peşine düşeceğim. Belki bu denklemi çözmemde bir faydası olur bunu bilmenin.”
“Senin beni bu kadar sevmene neden olan şeyin, yüz yıldan fazladır içinde taşıdığın öfken olduğunu düşünüyorum. Şefkatin de şehvetin de özlemin de öfkenden besleniyor. Seni öfkelendirmezsem beni sevmeyeceğinden korkuyorum.”
“Her şeyi sevecek kadar büyük bir kalbe sahibiz Kamuran ama çok az şey için tekrar tekrar denemeye cesaretimiz var. Beni her seferinde seni bulmaya iten şey öfke değil.”
“Biliyorum. Sen hastalıklı seviyorsun. Tüm kapılar kapalıyken de yeniden doğmayı beklerken de seviyorsun. Belki bu yüzden sabırsızsın; hayatı bir an önce yaşayıp bitirmek ve tekrar benimle olmak için koşa koşa gidiyorsun ölmeye. Chao, seni seviyorum.”
“Ben de seni mucizem.”
“Biliyorsun, ben yapamam,” diyor Kamuran ve bacağını uzatıyor.
Chao, Kamuran’ın beyaz bacağına turnikeyi bağlıyor.