ANARCHISTALES

• •

İpek ve Kılıç I. / Biensen

I.

Otuz dördüncü katta asansörün kapısı iki yana doğru açıldı. Kabinden boşalan rüzgârla Terzi’nin uzun lacivert saçları koridora savruldu. Çıplak beyaz ayağını asansörden koridora attı. Beyaz dantelli etekleri olan bordo kadife elbisesi bacaklarına dolandı. Asansörden çıktığında koridorda hangi yöne gideceğinden emin olmak için sağına ve soluna bakındı. Sırt çantasının göğüslerinin arasından geçen çapraz askısını ince parmaklarıyla kontrol edip sola doğru döndü.

Karanlık ve dar koridorun sonundaki açık kapıya doğru yürüyen Terzi, çevresinde oluşan aurayla, sakince adımladığı koridorun duvarlarında lacivert gölgeler dans ettiriyordu.

Kapıya geldiğinde kendisini kırk yaşlarının ortalarında bir kadın karşıladı.

“Hoş geldin Terzi,” dedi.

Dairedeki büyük salonda atların kalması için ayrılmış boş bölmeler arasındaki saman balyalarından birinin üzerinde oturmuş, bıçağıyla elindeki tahta parçasını yontan İliryalı ayağa kalkıp Terzi’ye sarıldı.

“Ahırı göğe çizme nedenini anlamadım kadın,” dedi kollarının arasında adeta kaybolan Terzi’ye.

“Burası başlanan yer,” dedi.

Daire sahibi kadın salona girdi.

“Tekrar hoş geldiniz. Neden burada olduğunuzu öğrenebilir miyim?” diye sordu sevecen bir merakla.

“Öğreneceksin Biensen,” dedi Terzi.

“Pekalâ… Ne içersiniz?” diye tereddütle soran Biensen, adını nereden bildiklerini merak ediyor ama soramıyordu. Normal bir apartman dairesi olan evinin, İliryalı’nın gelişiyle nasıl bir anda ahıra döndüğünü düşünürken Terzi kadının ne düşündüğünü sezmişti.

“Ahırdasınız Biensen. Zamanın başladığı yerde.”

“Nasıl olur? Burası şehrin ortası ve salonumda atlar var.”

“Her zamanki gibi safsınız Biensen. Ayrıca da dinlemiyorsunuz. Burada at yetiştirmeyi düşünmüyoruz. Şimdi eğer zahmet olmazsa İliryalı ve benim için birer votka getirin lütfen.”

Biensen arkasını dönüp salondan çıkarken merak içindeydi. Aynı meraklı bakışlara İliryalı da sahipti. Terzi’nin ne yapacağını bekliyordu.

Terzi çantasının metal kopçalarını yanlarından bastırarak açtı, göğsünü çapraz geçen askı boşaldı ve çanta sırtından kayarken, Terzi’nin avucunda sıkıca kavradığı askı, çantanın yere bir karış kala havada asılı kaldı. Çantanın içinden bir kum saati, bir satranç saati ve satranç takımı çıkardı. Gergefini eline alıp etamini iyice gerdi.

Biensen elinde bardaklar ve bir şişe Rus votkasıyla tavlaya girdi. Terzi siyah taşların başında bekliyordu Biensen’i.

“Ay ben satranç bilmem…” diye kıkırdadı Biensen, sarhoştu.

“Ben bilirim,” dedi Terzi. “Şimdi senden bir şey isteyeceğim,” dedi Biensen’e, sonra bir köşede elindeki tahta parçasını yontan adama bakıp “O da satranç bilmez. Onunla oynayacaksın. Onu yenmen gerekiyor.”

“Neden?” diye sordu kadın, merakla gözlerini açarak.

“Çünkü yendiğinde onu öldüreceğim,” dedi İliryalı’yı işaret ederek.

“Ya yenilirsem?”

“O zaman onu öldürme şansımı elimden almış olursun.”

“Bu kadar mı?” diye sordu Biensen.

Gözü İliryalı’daydı. İliryalı ise hiçbir şey yokmuş gibi elindeki tahtayı yontmaya devam ediyordu. Bir ara başını kaldırıp düşünceli bir şekilde ne karar vereceğini düşünen Biensen’e baktı. Biensen alt dudağını kemiriyor, Terzi’nin vereceği yanıtı bekliyordu.

“Bu kadar,” dedi Terzi.

Biensen beyaz taşların başına oturunca İliryalı da tam karşısına oturdu.

“Beyazlar önce başlar,” dedi Terzi.

“Önce başlayan önce varır,” dedi İliryalı.

“Varılan her yer sondur,” dedi Terzi.

“Son,” dedi İliryalı. “Varılmış olan yerdir.”

“Yeter artık,” dedi Biensen. “Başlayabilir miyiz?”

Terzi votkasını alıp uzaktaki balyalardan birinin üzerine oturdu ve gergefini işlemeye başladı. Kum saati yanında akıyordu. Salondaki derin sessizliği bardaklara doldurulan ya da yutkunulan votkanın sesi bozuyordu.

Kum saati boşaldığında İliryalı fısıltıyla “Mat,” dedi.

Beyaz şahın önü çevresini saran siyah piyonlar ve vezirle çevriliydi. Biensen pusuya düşmüş, neredeyse tüm taşlarını kaybetmişti.

Biensen yenilgisini olgunlukla karşılayıp elini tokalaşmak için İliryalı’ya uzattı. İliryalı kadının elini aldı ve boynunu koltuğunun altına sokup kadının ayaklarını yerden keserek otuz dördüncü kat penceresinin önüne getirdi. Biensen’in çırpınışlarına aldırmadan kadını cama doğru attı. Cam kırıklarıyla birlikte boşluğa süzülen Biensen’in ardından bakma gereği duymayan İliryalı, Terzi’nin yanına yürüdü.

Terzi nakşettiği resmi gergeften söküp oturduğu balyanın üzerine bıraktı. Etaminin üzerine satranç tahtasındaki son pozisyon nakşedilmişti. Terzi bardağındaki son yudumu sertçe kafasına dikti.

“Son, varılmış olan yerdir,” dedi İliryalı’nın gözlerine bakarak.

Apartmandan çıktıklarında Biensen’in cesedinin başındaki onlarca kişiyi yararak uzaklaştılar.

“Nereye gidiyoruz Terzi?”

“Saklambaç oynamaya gidiyoruz… Muazzez’e…”

Chaotica ft. Lacivertiğnedenlik