
Karıncalardan biri sokak kapısının altından apartman boşluğuna geçti. Aşağıdan gelen sesleri duyunca panikle çevresinde bir çember çizdi.
“Silahlarınızı atın!” diye bağıran Dave’in sesi apartman boşluğunu doldurdu.
Merdivenleri hızla inmeye başlayan karınca, sokak kapısındaki debdebeyi gördüğünde antenlerini hareket ettirerek en güvenli yerin neresi olacağını anlamaya çalıştı.
İliryalı ve Terzi öylece dikilmiş, elleri titreyen Dave ve Chloe’ye bakıyorlardı. Korkuları ve kararsızlıkları karşısında geliştirdikleri tepkiyi senkronize bir hareketsizlikle karşılıyorlardı. Üç resmi polis arabası daha olay yerine hızla geldi. Arabalardan inen polisler araç gövdelerine siper alıp silahlarını doğrulttular.
“Buradan sağ çıkamazsınız, ellerinizi başınızın üstüne koyun!” diye tekrar bağırdı Dave.
“Buradan kimse sağ çıkamaz Dave,” dedi Terzi.
“Adımı nereden biliyorsunuz?” diye şaşkınlıkla soran Dave’i ikisi de dikkate almadı.
“Chloe…” diye seslendi Terzi. “Hotel Lilith’in mahzeninden nasıl çıktığını anımsıyor musun?”
Chloe oraya kapatıldığını hiç kimseye anlatmamıştı. Ruhuna ışık sızan son kapıydı mahzenin gizli kapısı ve o kapıyı Jack tereddütsüz kapatmıştı.
“Siz kimsiniz?” diye sordu Chloe.
Terzi, derin lacivert gözlerini Chloe’nin gözlerine diktiğinde genç kadın Terzi’nin gözlerini değil, yaşadığı yangını izledi. Küçük Chloe yanarken aynı acıyı tekrar çekiyordu. Sırtının sızladığını hissetti, tüm vücudu ter içinde kaldı. Zihni Terzi’nin emrine girmemek için direniyordu.
David, Chloe’nin etki altında olduğunu görüyor fakat o an yapabileceği bir şey olmadığını biliyordu. Chloe’nin tüm teşkilatın önünde sayıklamaya başlamasına dayanamayıp silahını havaya doğru ateşledi.
Silahın gürültüyle patlamasının ardından çatılarda yuvalanmış kuşlar havalanırken, karıncanın ne yana gideceği konusundaki kararsızlığı büyüdü.
Görevli memurlardan biri ateş izni istedi. Chloe onu durdurdu. Sadece durdukları halde bulundukları yerde gerilim artıyor, polisler isyanın eşiğinde dengelerini kaybederek küfürler yağdırıyorlardı.
Yirmili yaşlarının başında olan genç bir polis memuru arabanın üzerinden atlayarak İliryalı’ya doğru koşmaya başladı. Copunu çekmiş, Orta Çağ savaşçısı kılıklı bu adamı indirebileceğini düşünüyordu. Memur hızını artırdı. Mutlak bir şiddetle ikiliyi etkisiz hale getirmek niyetindeydi.
Dave ve Chloe’nin engellemek için yükselen çığlıklarına araçlarının arkasında kendini güvende hisseden diğer polislerin destekleyen tezahüratları eşlik ediyor, sokak gürültüyle sarsılıyordu. İliryalı ve Terzi nefes almadan başlarına gelecek olanı beklerken aradaki mesafe gittikçe azaldı. Genç polisin alnındaki ter damlası kaşının yanından yanağına kaydı. Pembe dudakları titriyor, çenesinden kulağına doğru uzanan kas öfke nöbeti yüzünden seğiriyor, mavi gömlek ve lacivert kravatın sıktığı boynundaki şah damarı daha güçlü atmak için yaka düğmesini zorluyor, parlak yeşil gözleri düzgün kaşlarının altından alev saçıyordu.
Terzi, üstüne koşan ölümü bir arya ile karşıladı. *”O mio babbino caro”*yu söylerken gözleri dolmuştu:
“O dio, vorrei morir! Babbo, pietà, pietà!” (Ah Tanrım, ölmek istiyorum! Merhamet et babacığım, merhamet!)
Son sözleri söylerken polis İliryalı’ya iyice yaklaştı. Arya bittiği anda adama çarptı ve hücrelerine kadar parçalanarak herkesin gözünün önünde kayboldu. Sokak, kent, evren… Sesi olan her şey aniden sustu. Bir kuşun kanadından tüy kopsa ve süzülerek caddeye düşse adeta deprem oluyormuşçasına büyük bir gürültü kopacaktı.
Bağırmak için ağzını açıp kapatan, şok içindeki insanlardan birinden çıkan “Ateş!” komutu ile ardı arkası kesilmeyen bir kurşun yağmuru başladı. Terzi ve İliryalı’yı yerinden dahi kıpırdatmayan, normal bir yağmur damlası kadar tesiri olmayan bu sıcak metal yağmuru bittiğinde İliryalı’nın dudakları kıpırdadı. Boğazından hırıltılı ama tehdit barındırmayan sözcükler herkesin kulaklarına aynı anda ulaştı:
“Gidin… Vaktiniz gelmedi daha…”
Polisler titreyerek bölgeyi terk ederken Chloe ve David ayaklarında çimento blokları varmış gibi kıpırdayamıyorlardı.
Terzi ve İliryalı birbirlerine baktılar. Her ikisi de aynı anda adım attıklarında İliryalı ayağının altından gelen çıtırdamayla dondu kaldı. Ayağını ağır ağır kaldırdığında küçük kırmızı karıncanın ezilmiş cesediyle karşılaştı. Terzi’ye baktı.
Hayır anlamında başını sağa sola sallayan Terzi, İliryalı’nın sorgulayan gözlerinin yaşla dolduğunu gördü.
“Bunu ben yazmadım İliryalı,” dedi Terzi, adamın öfkesinden sakınmak için. Kendisinin suçu olmadığını açıklamaya çalışırken çenesi titriyordu.
“Ne yani?” dedi Dave kendi kendine. “Günlerdir cinayet işleyen bu canavar şimdi bu karınca için mi ağlıyor?”
Dave’i duymasına rağmen umursamayan İliryalı, “Bu dünyada demek ki senden başka yazanlar da var Terzi,” dedi.
“Gidelim…” dedi Terzi. “Bunu düşünmemelisin.”
“Ben onu bilerek öldürmedim Terzi. Ben şimdiye kadar bilmeden hiçbir şey öldürmedim.”
“Burada bilerek öldürüp kaza süsü veriliyor İliryalı. O zaman vicdanları acıyormuş gibi yapıyorlar ama gerçekten öldürdüklerinde vicdanları hiç sızlamıyor.”
“Bunu canlandır Terzi.”
“Burada yapamam İliryalı. Burada sadece öldürebiliriz.”
İliryalı geri dönüp Dave ve Chloe’ye baktı.
“Onlar?” diye sordu.
“Bizi unutacaklar. Unutarak hayatta kalacaklar,” dedi Terzi. Ve yürürken her ikisi de havaya karışarak kayboldu.
Chaotica ft. Lacivertiğnedenlik