ANARCHISTALES

• •

Sonava Yarığı IV. (Son)

“Zaman, kızların arasında bir sazın telleri gibi titreşiyor; Tahabes, ellerini tuttuğu Nityez ve Kumap arasında zamanın sessiz melodisi gibi duruyor.”

Hava, oldukça yoğun yağmur bulutlarıyla hızla kapanıyordu. Hamamın kapısına geldiklerinde Autrom dizginleri çekerek arabayı durdurdu. Dizginleri bırakmadan, bir şey hatırlamaya çalışırcasına başını önüne eğdi. Hatırlayamamışlığın tedirginliğiyle arabanın yanındaki demir kulplara tutunarak indi.

Arabanın kapısı açıldı ve Tahabes arabadan tek bir çocukla birlikte indi. Ne siyah ne de beyaz bir çocuk… Üzerinde huş grisi çiçekli siyah elbisesi, örülü siyah saçları iki omzundan göğüs kafesine uzanan tek bir kızın elini tutuyordu. Diğer eli hâlâ sıcaktı ve Tahabes, elinin bu sıcaklığa karşın boş olması yüzünden bir şey unuttuğunu hissediyordu. Kız, buz rengi yüzünü Tahabes’e çevirip:

“Kimsiniz?” diye sordu.

Oahc, füme silindir şapkasını çıkarıp içindeki siyah eldivenleri aldı; eldivenleri koltuk altına sıkıştırıp şapkayı yeniden başına geçirdi. Birden kül rengi yüzünü bir şey anımsamaya çalışırcasına ekşiterek yolculara baktı. Neven ve Natan ellerindeki antrasite çalan gül demetlerini hızlıca sayıyor, Autrom siyah ve beyaz atlarını tımarlıyor, arabanın üstünde boz bir battaniyeye sarılı cesedin gür grafit saçları arabanın yanından aşağı dökülüyordu.

Hamamın kemerli arduvaz kapısının karşısındaki sık marengo ağaçlığı, esen ılık rüzgârla hışırtılı bir ezgi yayarken; her biri farklı bir dala tünemiş alaycıkuşlar, fındıkkıranlar ve gri sinekkuşları bu ezgiye eşlik ediyordu. Grinin her tonunu üzerinde taşıyan bir baykuş gürültüden rahatsız olmuşçasına havalandıktan sonra arabanın üzerinde bir tur attı ve cesedin üzerine kondu. Eğrelti otları ve hazan sarmaşıkları arasından merakla başını uzatıp ağaçlığın içine kaçan arsenik rengi bir tilkinin çevikliği, adeta tüm ağaçlığa bir sus emri vermişti.

Tahabes, tuttuğu eli bıraktı ve bir adım geri çekilip kendisine soru soran kıza baktı. Avucunun içindeki teri kimseye hissettirmeden mantillasıyla kurutmaya çalışırken; biraz önce elini tuttuğu kızın, dahası çevresindeki bu insanların kim olduklarını merak ediyor, orada ne aradığını, neden bu posta arabasıyla yolculuk yaptığını hatırlamaya çalışıyordu. Yine de kız önce davranıp bir soru sormuştu ve Tahabes, üzerinde toplanan bakışların arasında kendini yanıt vermek zorunda hissetti:

“Tahabes,” dedi ve gözleriyle herkesi taradıktan sonra kendini durduramayıp devam etti: “Peki siz kimsiniz, ben burada ne arıyorum?”

Autrom herkesin yüzündeki tedirginliği görmüş, kimsenin kimseyi hatırlamadığını anlamıştı. Ağır ve derinden gelen yorgun bir sesle:

“Öyle sanıyorum ki hiçbirimiz birbirimizi ve nasıl bir araya geldiğimizi hatırlamıyoruz,” dedi. “Bence sakin kalmalı ve hatırladığımız son şeyleri ortaya döküp bir ipucu bulmaya çalışmalıyız. Bunun için de herkes kendini tanıtarak işe başlasın.”

Herkes elini kaldırıp kendisini tanıtırken bir yandan da çevrelerini tedirgin bir merakla inceliyor, anlamlandırmaya çalışıyorlardı.

İlk damlalar atıştırmaya başladığında Neven ve Natan aynı anda hamamın kapısına doğru hareketlendiler. Çocukları Oahc takip etti. Lobide asılı, kalın ve kararmış gümüş çerçevelerde herhangi bir tablo yoktu; bir heykel kaidesi olmasına karşın üzerine heykel konmamıştı.

Su sesini takip ederek hepsi hamama girdiklerinde, göbek taşı üzerinde uzanan Nitsirk, metalik sesi hamamın duvarlarında yankılanarak Oahc’a:

“Tekrar hoş geldin Resimli Adam,” dedi.

Oahc derisindeki hareketliliği hissediyordu; vücudundaki resimler yer değiştiriyor, bu da ona unuttuğu bir şeyi hatırlatmaya çalışıyor ama bir türlü olmuyordu.

“Onu tanıyor musun?” diye sordu Tahabes.

Oahc, Tahabes’e yanıt vermek yerine boş gözlerle bakmayı tercih etti.

Neven ve Natan ellerindeki buketleri göbek taşındaki Nitsirk’e birer sunu gibi saygılı bir sessizlikle bıraktılar; çevrelerindekilere aldırmadan soyunup duvar diplerindeki mermer kurnaların yanına oturdular.

Uzun silindir şapkasını başından çıkarıp göğüs hizasında tutarak:

“İçimde bir mektup taşıyorum ama hiçbir cümlesini hatırlamadığım bu mektubun her satırı canımı acıtıyor,” dedi Autrom mahcup bir tonda. “Mektubu kimin bıraktığını hatırlıyorum; ona ne olduğunu, neden olduğunu, ne zaman olduğunu hatırlamıyorum. İçimde tamamlanmayan bir sonuç var. Nedeni olmayan bir sonuç.”

Autrom, hüzünle nakşedilmiş çirkin yüzünden akan, kontrol edemediği yaşlarla bakıyordu Nitsirk’e. Nedenini bilmediği bir sonucun çaresiz acısıyla içini döküvermişti.

“Unutmak lütuftur, hatırlamamak ise lanet. Neden olmadığında zaman da olmaz Autrom. Tüm olanların nedenleri bende. Nedenler alındığında geriye siz kalıyorsunuz,” dedi kurnaların başında suyla oynayan Neven ve Natan’ı göstererek. “Çıplak bir et yığını.”

Oahc: “Bu yüzden mi hiçbir şey hatırlamıyoruz?” diye sordu.

“Karşında zaman bölündü; nedenler ve sonuçlar bölündü, renkler bölündü, mevsimler bölündü, kader bölündü. Tümünü gördün. Sana bu lütfu ilk geldiğinde verdim.”

Oahc korkuyla titreyerek Tahabes’e ve yanında duran kıza baktı. Zihnine bazı görüntüler geliyor, yolculuğu biraz da olsa hatırlıyordu. Tekrar Nitsirk’e döndü.

“Nityez ve Kumap arabadan inmedi, onlar yerine…” deyip Tahabes’in yanındaki kızı parmağıyla işaret ederek Nasus’u gösterdi.

“Neden yoksa zaman da yok Oahc, zaman yoksa kader de yok! Nityez ve Kumap sana farklı gerçeklikleri gösterdi, Nasus ise nedensizliğin bedelini gösterecek. Böylece bu dünyada yolculuğunuz bitip diğer dünyada Tahabes’le aynı zamanda buluştuğunuzda, iki hiçliğin birbirini çektiği gibi birbirinizi çekecek, iç içe geçecek, patlayacak ve dağılacaksınız.”

Tahabes, Oahc’ın yanına yaklaşıp kolunu tutmak istedi fakat yapamadı. Bunun yerine kızın yanına giderek sıkıca küçük kızın elini tuttu.

Nitsirk’in metalik sesi hamamın duvarlarında son kez yankılandı:

“Herkes her şeyi yeniden geriye doğru unutacak, herkes çocukluğuna hapsolacak.”

*

19:74

Mortua, yağmurlu bir haziran sabahı Chao’yu annesinin kollarına bırakacak olan hemşirenin kollarına teslim ettikten sonra arabasının sürücü bankına oturdu. Diğer yolcuları zamana iade etmek üzere kırbacı şaklatmadan önce iç cebinden çıkardığı sararmış zarfı açtı ve içinden özenle aldığı fotoğrafa baktı:

Oahc, Tahabes ve önlerinde neredeyse silinmiş olan Natan, Neven, Nityez ve Kumap.

Neven ve Natan başları arabanın pencerelerine dayalı; Tahabes eli mantillasında, düşünceli gözleri dışarıda; Nasus’un hüzün ve acı yüklü gözleri boşlukta bir şarkı mırıldanıyor…

Autrom’un “Deh!” komutuyla hareket eden posta arabası 19:92‘ye doğru yola çıktı.