ANARCHISTALES

• •

Perşembetif Provokasyonizmaya Dair Çok Az Şey

Bazıları beyinsiz seviyor, bazıları beyinsiz olmayı. Yan yana geldiklerinde puzzle parçaları gibi birbirlerini tamamladıklarına şüphe yok. Zira biliyoruz ki beyinsiz sevenle beyinsizliği seven arasındaki simbiyotik bağın diğer ilişkilerden bir farkı yok. Herkes rolünde daha da radikalleşecek, daha da radikalleşecek, daha da radikalleşecek. Biri daha beyinsiz, biri daha otoriter… Tanrım bizi omuzlarının üzerinde günşten kurumuş salyangoz kabukları taşıyanlardan koru

Büyük olan güzeldir… Eminim teleskopuyla uzaya dalan bir amatörün gönlünde yatan aslanın jüpiter olması, pc karşısında porno izleyerek nefes almayan zamanı öldüren bir adamın daha büyük meme, daha büyük kaide arayışıyla bitmek tükenmez bir tatminsizliğin pençesinde sayfayı kaydırması aynı hınçtan besleniyor: Büyük olan! Ne kadar büyük? Oysa şey ne kadar büyükse o kadar boşluk sahibi değil mi? Boşlukların üst üste dizilmesi, birbirleriyle çarpımı büyükten başka bir şey üretmeyeceğine göre güzel olan büyük değil belki de boşluğun sınırlandırılabilmesidir. Evrenin büyüklüğü karşısında dizlerimizi titreten şey tam da bunu düşünmek değil mi? Sınırsızlık… Tanrım! Ne kadar da boş ve ne kadar da hiç değil…

*

MAE’nin iddianamesi hazırlanmış. Umurumda olmasa da aklıma yatmayan bir şeyler var. Suçlandıkları aktivitelerin tamamı insanların boşluktan yaptıkları eylemlerden başka bir şey değil. Hayat bir noktada ayağının altındaki halıyı hızla çekmiş gibi gelen bir şey. Çoğumuzun içinde olan bir potansiyeli dışavurmaya, işlemek için bir türlü koşullarımızın oluşmadığı eylemler bütünü için şeytana kurban etmekte sakınca görmediğimiz antipatik bir keçiden başka bir şey değil. Dedim ya kurbanlık olması umurumda değil. Bunca yanlışlık, bunca mantıksızlık, bunca riyakarlık içinde kimin gümbürtüye gittiğinin bir değeri yok. Resmi rakamlar ülkede her altı kişiden birinin bağımlı olduğunu söylüyorken altı yüz kişilik bir meclisin ne kadarı hakkında istatistiki bir olasılık olduğunu hesaplamak bu kadar kolayken bazı üç adlılara marka değeri varmış gibi davranılması ya günahın propagandasıdır ya kof ahlakçılık.

Velhasılı bugün yanız başıma çevirdiğim şişe yine beni gösterdi. Durmuş bir şişe bile günde iki kez yanlışı gösterir çok sevgili yavrucaklarım.

*

Başlığa “çok az şey” yazarak bir vaadde bulunduktan sonra uzatmanın çok da bir anlamı yok. Zaten beni okuma ihtimali olan altı-yedi kişisiniz, X’ten, sağdan soldan gelip, anahtar deliğinden bakıp okuyan olursa taş çatlasın on beş. Ama sayınızın azlığı da sorun değil. Karpal tünel sendromlu ağrılı sızılı kollarımı uzun uzun yazarak daha da sızılı bir sürece girmekten çekinmemden de değil.

“E ne o zaman?”

Yanıtlarım ama önce siz söyleyin

“Doğruluk mu esaret mi?”