Dünyanın dörtte üçü suçluluk. Cehennem tam da bu yüzden var ve tam da bu yüzden ayaklarımızın altında. Biz neden böyleyiz diye sormanın gereği yok. Bu varoluşsal bir sorun. Beynimiz evrimleşirken fazla büyüdüğünden olsagerek düş kurma becerimizin gündüzlere taşınmasıyla birlikte gerçeği algılamak karmaşık hale gelmiş olmalı. Evet, hayvanlar da rüya görüyorlar, bunu salonunuzun ortasında paspas gibi yatan köpeğinizin veya kuytu bir yere kıvrılmış kedinizin beyhude hareketlerinden kolaylıkla anlıyorsunuz ama uyandıklarında hiçbir kurgunun esiri olmadan tüm kararlarını kısıtlı zekalarına rağmen son derece rasyonel biçimde aldıklarını da görebiliyorsunuz. Biz öyle değiliz, bizi var eden soru daha çok “ya böyle olmasaydı” varsayımı çevresinde inşa. Ötekini seçseydik cennet gibi bir ülkede yaşardık, Atatürk ölmeseydi bilimde en öndeydik, Kuran’ı doğru yaşasaydık haksızlık olmazdı, II. Dünya Savaşı’nı Hitler kazansaydı The Man İn The High Castle romanı savaşı ya müttefikler kazansaydı sorusu etrafında yazılırdı, bilmem kim sakatlanmasaydı şampiyon olacaktık, halamın bıyığı olsa muhtemelen pipisi de olurdu vs vs
Gerçekleşmemiş her ihtimal zihnimizde alternatif gerçekliğe sahip yeni bir evrenin kapısını ardına kadar açarken hepimiz bu alternatif evrenin etkisi altına giriyor, fiziki evrenimizin gerçekliğiyle problemler yaşıyor ve derin bir suçluluk hissetmeye başlıyoruz. Bahsettiğim cehennem, bu kurgusal dünyayla gerçek dünyanın çarpışmasından ortaya çıkan bir uydudan öte bir şey değil.
*
Neyse… Harala gürele mutlak butlan bir gün daha… Kalkın o koltuklardan ben oturacağım! Küçük fırsatlar için büyük fırsatçılıklara gerek olan hayal fakiri bir topluluğun parçası olmak enteresan bir deneyim. Büyük bir toplumun tek bir fare kapanına sıkıştırılmasından akan lağım kokulu tragedyanın gözlerinizi doldurmadığını sakın söylemeyin çok sevgili minnoş yavrucaklarım. Biliyorum ki hiçbiriniz bu kadar vicdansız olmadınız. Şahsen Kelly Boesch’in hayal dünyasında yaşamayı tercih ederdim. Benimkilerden daha esnek, renkli ve danslı. İşin aslı ne zaman yazmaya başlasam içimden fışkıran karanlık bazen tüm uzaya yetermiş gibi geliyor ve bu karanlık öylesine rahatasız ediyor olsa da hiçbir gerçeğin aydınlık olamayacağına dair önyargım yüzünden beni dahi ürküten bu karanlığımı seviyorum. İnanmıyorsanız Sebahat veya Polina’ya sorabilirsiniz.
Ne diyorduk, bugün zavallı bazı koltuklar eski götlere kavuşacaklar ve o götler hiç de inandırıcı olmayan kurgularına bizi inandırmaya çalışacaklar. İnanın veya inanmayın fark etmez ama şunu bilin, siz suçlu değilsiniz, aktör ve aktristler olduğuna inandırılmış izleyicilersiniz sadece.
Öptüm bye…