“İki yüz lira düşürdüm, kime gittiyse helal olsun, yola gideceğim ya… onun sadakası olsun” dedi. İlginç yanı bu sakat düşünce biçiminin hemen herkeste olması. Garsonun avucuna iki yüz lira sıkıştırıp iyi bir masaya oturma beklentisi içinde olmayla Allah’ın avucuna iki yüz lira sıkıştırıp korunma beklentisi içinde olmanın teknik olarak bir farkı yok. Dua mekanizmasını, üstelik bedava olduğunu hatırlatacak olsam içten içe bana hak verip o iki yüz liranın boşa gittiğini düşünmeye başlayacak ama bu aşamada şeytanın sözcülüğünü yaparak lüzumsuz bir muhabbetin içine girmek istemiyorum. Bu, tanrı ile dangalak kulları arasındaki bir problem, etki altıda bırakmak istemem ama tanrı ben olsaydım ciddi bir cezayı gündemime alırdım.
Neyse çok sevgili yavrucaklarım, bunu daha sonra düşünürüz.
Dikkat ettiyseniz Amerikan sinema ve dizi dünyası son on-on beş yıldır bireyin seçme şansı olduğu iddiasını sıklıkla vurguluyor. Hemen tüm yapımlarda “bu senin seçimin” vurgusu had safhada. Küçük alanlara sıkıştırılan büyük kararların ardında bireyin tek başına özneleştirilmesi ve koşullardan soyutlanması saçmalığı, dahası bu fikrin ciddi ciddi alıcı bulması gerçekten muhteşem!
İzleyecek yeni diziler arıyorum. Dark ve Game Of Thrones’ta uzmanlaştım. 12 Monkeys’i bir kez daha izlemek için kendime birkaç yıl ara koymam gerekiyor. Son aylarda Gilmore Girls ve Gossip Girl dizilerini izleyerek milenyumun ilk yıllarını yeniden hatırladım. (Not: Gilmore Girls’teki ana-kızı izlemek benim için tam bir işkenceydi.) Arabalar, kamerasız cep telefonları, emolar… Lucifer’le ilgili hayran övgülerini okudum. Fan olmak benim için çok zor bir iş ama sanırım bu da z kuşağının sınırlarını başarıyla çizip ritüellerini tayin ettiği bomboş bir dine dönüşmüş durumda. Yoksa bizim gençliğimizde de hayranı olduğumuz şarkıcılar, gruplar, filmler hatta konserlerde ayılıp bayılanlarımız fanclub’larımız olsa da şimdiki fanlara kıyasla son derece ilkel bir formdaydık. Velhasıl Lucifer gayet yavan bir dizi olmasına karşın polis teşkilatına danışmanlık yapan Şeytan fikri ziyadesiyle hoş. Bunun dışında Neil Gaiman ve Stan Lee imzası olan işleri izlemezsem kendimi eksik hissediyorum. Bu arada yazarken fark ettim ki Neil’in yaptığı hiçbir işin sonunda woaawww dememişim. Neden izlemeye devam ediyorum acaba? Kendimi cezalandırmanın fantastik yollarından biri olmalı.
Yine oradan buradan aklıma ne gelirse karaladığım gündelik zırvalarımın sonuna gelmiş olayım. Belki pazartesi günü yine yazmaya değmez şeyleri yazarak size acı çektirmeye devam ederim.
Arkadaşlarınızı benim için öpün…
Bye…