ANARCHISTALES

• •

Maymunlar Cehenneminde Kutsal Cuma Sabahı Bir Şafak Operası

“Ein Gespenst geht um in Europa – das Gespenst des Kommunismus” ile “I have a dream” arasında bir yerlerde uyandım. Mutfağa gidip Rico’nun tabağına yaş mama koyarken potta beni bir buçuk saat daha idare edecek kahve olup olmadığına baktım. Vardı. Güne bir sıfır önde başlamak böyle bir şey.

Taşlaşana kadar kızarttığım bir dilim patates ekmeğinin ucunu kahveme batırdım. Eşim bu zevkimi çok fakir buluyor; normal, çünkü bu, henüz küçük bir çocukken okuduğum Vasconcelos’un Şeker Portakalı kitabındaki Zezé’nin yoksulluktan sersefil olmuş ailesinin Noel yemeğiydi: Kahveyle ıslatılmış ekmek.

Neyse, telefondan Fenerbahçe’nin transfer haberlerine baktım. Sezon bittikten sonra yaz boyunca Fenerbahçe’nin transfer haberlerini takip etmek, Orta veya Güney Amerika yapımı pembe dizileri takip etmek kadar sıkıcı ama bağımlılık yapan bir aktivite. Dünyada transfere o an açık tüm futbolcularla adı anıldığı için, her gün kendini magazin dünyasına tanıtmaya çalışan hafifmeşrep bir model adayı gibi yeni bir futbolcuyla adı çıkıyor. Böylece tekrara düşmeden, katlanarak büyüyen bir belirsizliği soluk soluğa takip ediyorsunuz. Yaz boyu duyduğunuz yüzlerce ismin hiçbiri transfer edilmezken; M. Night Shyamalan filmlerindeki kalitesiz ve öngörülebilir ters köşe mantığına uygun biçimde senaryoda hiç olmayan, olmamış, hatta olmaması gereken biriyle sözleşme imzalanıyor ve pembe transfer dizisi mutlu sonla tamamlanıyor.

*

Evinde mini bir botanik park bulunduran yönetmen Ezel Akay emniyete götürülmüş. Filmlerinde Wes Anderson tarzı masalsı anlatımı ve renkleri tercih eden yönetmenin basına yansıyan ev dekorasyonu ve iç mekan bahçesi, daha çok Gaspar Noé tarzıyla dikkat çekiyordu.

Anarko-komünizmin en ideal yaşam örgütlenmesi olduğunu düşünen, bireyler arasında sosyal hiyerarşinin kalkmasını savunan ve hatta bunu anlamsız bulan biri olarak; ünlülüğü kafamda hiçbir zaman hiçbir yere oturtamadığım gibi bunu da hiyerarşinin bir parçası olarak tanımlıyor fakat devlet için işlevini kavrayamıyordum. Sistem sosyal yapıyı ünsüz, az ünlü, ünlü, star, süper star ve mega star olarak tasnif etmişti. Bu sayede kaos teorisi sosyal organizasyonda çöküyor; ünsüz bir kelebek kanat çırparsa kasırga ihtimali de ortadan kalkıyordu. Bunun yerine daha tepeden bir anlayışla mega star kelebek gaz çıkarırsa, yukarıdan aşağı örgütlenmiş bu organizasyona ait domino taşlarını devirebilecek denli bir kasırga kopuyor fakat bu kasırga genellikle “moda” başlığı üzerinde etkili oluyordu. Kontrolsüz kaos, sistem için kaos değildi.

Velhasıl, sanırım sadece kendimin anladığı bu açıklamanın ardından ünlülüğün en önemli yan işlevinin ünsüzlüğü pışpışlamak olduğunu da gözlemlediğimiz bir dönemden geçiyoruz. Bence muh-te-şem. İnsanlar sabah kuşaklarında ünsüz insanların kapı arkası, pencere altı cinsel serüvenlerinden bıkmıştı ki; operasyonel şafaklarda sabah namazlarını eda ettikten hemen sonra emniyet muhabirlerinin kameraları önünden resmi geçit yapan ünlüleri izleme şansına eriştiler. Çok yaşa Adam Sutler!

*

Dünyada bir hayalet geziniyor, hayallerim gerçek oldu. Bu insanlığımızın hayaleti, medeniyetimizin hayaleti, akılcılığımızın hayaleti, ideallerimizin, düşlerimizin hayaleti… Hayaletlerimiz dizlerinin üstünde Tanrı’ya, evrene, burçlara, gezegenlere, sayılara, kahve fincanlarına, iskambil ve tarot kartlarına yeniden yaşayabilmek için yalvarıyor. İçinde, senaryosunda bu hayalet maymunlar cehenneminden kaçıp kurtulduğumuz bir hayalim var; hayalimi Tim Burton çekiyor.

XO XO

Chaotica