ANARCHISTALES

• •

Sonava Yarığı

Nityez, Kumap’ın kolları arasındaki beyaz yünü yumak yapmak için sardıkça, ellerinin arasındaki yün topu her dolamada siyaha dönüyordu.

Şimdilerde sekiz yaşında olan ikizlerin; biri albino, diğeri zifiri siyah olarak doğdukları gün anneleri ölmüştü. Bebekleri, Sonava Ormanı’ndaki kulübesine götüren anneanneleri büyütmüş; altı yaşına geldiklerinde ise onları ormana salmıştı. Arada sırada eve gelirlerse onlara birer kap yemek veriyor, bir yanı kış bir yanı yaz olan bahçesinde yaptığı kulübede uyumaları için birer döşek seriyordu. Çocukların babasının kim olduğunu kimse bilmese de söylentiler yok değildi. Bazıları bebeklerin babasının bir posta arabası sürücüsü, bazıları da yolculardan biri olduğunu söylüyordu. Bambaşka hikâyeler anlatanlar olsa da çocukları bu sıfatla arayan soran çıkmamıştı.

İkizlerin diğer bebeklerden farklı olduklarını yürümeye başladıkları gün yaşlı kadın fark etmişti etmesine de anlamlandıramamıştı. Kumap’ın bastığı yer hayat buluyorken Nityez’in olduğu yer kar borandı. Çıplak ayaklarıyla bastığı yeri donduran Nityez; diğer yanda Kumap’ın ayaklarının altında canlanan papatyalar, gelincikler, çimenler…

Sonava ortadan ikiye bölünmüştü; bir yanı kar, diğer yanı bahar… Çocuklar ağaçların altında yünü yumak yapıp yanlarındaki dallardan ördükleri sepette biriktiriyorken, ayı kürküne sarılı, iri yarı, sakallı ve yüzünde derin yara izleri bulunan kirli bir haydut Nityez’in arkasından yaklaştı. Kumap’ın arkasından ise ince keten gömlek ve pantolonlu diğer adam belirdi. İki haydut, çocukların ağızlarını aynı anda avuçlarıyla kapatıp boğazlarına bıçak dayadılar. Nityez yumağını, Kumap ise kangal halindeki yünü yere bırakıp kaderlerine razı şekilde teslim oldular. Elleri arkalarından sıkıca bağlanan çocuklar; bir yarısı karda, diğer yarısı yazda olan yolun üstünde duran, iki atın çektiği arabanın arkasına birer çuval gibi atıldılar.

“Edgin’de buna iyi para verirler,” diye sürücü bankında kendi kendine söylenen ayı postlu haydut, kırbacını şaklatarak atların rahvan adımlarla hareket etmesini sağladı.

Yolu ortasından bölen yaz; sağ tarafta böğürtlenler, katran ardıçları, ısırgan otları ve kuşburnu dallarıyla dolu renkli, atıştırmalık bir ziyafet sunarken sol tarafın soğuk ve derin kasveti, havada dönen, yer yer birbirleriyle didişen karga ve saksağanların sesleriyle katlanıyordu.

Haydutlar uzunca bir süre yol aldıktan sonra hava kararmaya başladığında arabayı durdurup indiler. Üstlerini kirden rengini yitirmiş bir çulla örttükleri çocukların sağ olup olmadığını kontrol ettiler. Çocuklar ne kaçırılmaktan ne de ince bileklerini kesercesine kaşındıran kendir bağlardan rahatsız görünüyordu. Haydutların, deri tulumlarındaki suyu küçük pembe dudaklarına götürmelerine izin verdiler. Suyun bir kısmı dudaklarının kenarından boyunlarına akarken Nityez’in siyah önlüğünün yakasını ıslatan su anında donuyor, Kumap’ın beyaz önlüğündeki su damlası ise birkaç dakika içinde buharlaşıp kuruyordu.

Haydutlardan biri yolun soluna bir çadır kurup ateş yaktı. Nityez’i arabadan kucaklayıp ateşin yanına usulca yatırdıktan sonra kaçmaması için ayaklarını da bağladı ve hava tümüyle kararmadan önce karınlarını doyurmak için avlanmaya gitti. Diğer haydut ise yolda arabadan inip ara ara topladığı küçük atıştırmalıkları Kumap’la paylaşmış, deri çıkınına tıkıştırdığı otlarla da çay yapmıştı.

“Sen neden bu kadar beyazsın?” diye sordu Kumap’a. “Hayatımda senden daha beyaz bir şey görmediğime yemin edebilirim. Temizsin de. Edgin’de sana iyi para vereceklerinden eminim, elinden iş gelir değil mi?”

“Yünleri yumak yapmak isterlerse onlara yardım edebilirim,” dedi Kumap.

Haydut gülümsedi. “Demek yünleri yumak yapmak isterlerse…” dedi. “Senin kadar küçük birinden daha fazlasını bekleyemezler herhalde.”

Diğer haydut elinde bir tavşan ölüsü ve biraz odunla geldiğinde Nityez, iyi bir kömür parçası gibi ateşin yanında bırakıldığı gibi yatıyordu. Adam maharetle tavşanın derisini yüzüp iç organlarını çıkardı. Onu bir dala geçirip ateşin üzerinde kızarttı. Arabadan getirdiği iki kirli metal tabağa paylaştırıp Nityez’in ellerini çözdü. Yüzündeki yara izleri alevlerin hareketiyle adeta dans ediyordu.

“Ye!” diye tabağı Nityez’e uzattı.

Nityez kendisine uzatılan tabağı alıp önüne koydu; etleri küçük parmaklarıyla parçalamaya, kemiklerinden ayırmaya koyuldu.

“Hayatımda senden daha siyah bir şey görmedim,” dedi haydut. “Gözlerin ve dişlerin olmasa karanlıkta seni görmek mümkün değil. Edgin’de sana iyi para vereceklerinden eminim, elinden iş gelir değil mi?”

“Yünleri yumak yapmak isterlerse onlara yardım edebilirim,” dedi Nityez.

Nityez tavşandan kopardığı etleri ağzına götürüyor, sessizce çiğneyip adamı dinliyordu.

Yemekten sonra tekrar bağlanan Nityez’i çadırın içine götüren haydut, gece donmaması için çocuğun üstüne arabadaki çulu örttü; kendisi karın üstünde, ateşin başına kıvrıldı. Kumap ve diğer haydut ise otlardan yaptıkları yatağın üzerine uzandılar.

Yolun solunda kar başlarken sağındaki lacivert gecede dolunay, Sonava Ormanı’nın görkemli ağaçlarının üzerinde ışıldıyordu.