ANARCHISTALES

• •

Çöp Zamanlar Eşliğinde Salısal Şeyler

Fernand Braudel, David Graeber, Daron Acemoğlu, Steven Weinberg ve Nikos Kazantzakis’ten oluşan küçük bir havuz birikti, beni bekliyor. Ayağımı sokmadım değil, fakat istediğim gibi dalabilmiş de değilim. Bir yandan Sonava Yarığı, bir yandan Autrom evreni hikâyelerini bir novellaya dönüştürme isteğim, bir yandan da ara ara ayağımı soktuğum o basılı kâğıt havuzunda boğulana kadar okuma planlarım bir türlü istediğim verimlilikte yürümüyor.

Çoğumuzun tırişkadan işlere hapsolduğu bu sistemde; ne çalışabildiğimiz, ne üretebildiğimiz, ne kendimize bir şey katabildiğimiz ne de hakkıyla dinlenebildiğimiz tırişka bir zaman dilimi peydah oldu hayatımızda. Boş zaman değil, dolu hiç değil… Verimsiz bir çöp zaman. Aslında günün çoğunu kaplayan bu çöp zamanlar bütünleştiğinde büyük bir dilimi kapsasa da üçer beşer dakikalık kısa parçalardan oluşuyor. Sosyal medya, shorts, story gibi oyuncaklar belki de bizim davranışlarımızı değiştirmek için değil, tam da bu boşluklarımızı doldurmak için üretilmiştir.

Gerçekten bir şey üretmek için sahip olmamız gereken konsantrasyon süresine ve o konsantrasyonu yakaladıktan sonraki eylem süresine sahip olamamak, bizi yapılması gereken her işten alıkoyan bir hapishanenin mahkûmu durumuna düşürüyor. İster politik, ister sanatsal, ister yaratıcılık isteyen diğer işler olsun; bu mahkûmiyetten kurtulmanın bir yolu ise maalesef yok. “Yok” diyorum çünkü isyan etmek için vakti olmayan yığınların devrim için hiç vakti olmayacağını sistem gayet iyi biliyor ve enerjimizi küçük küçük sömürebileceği, söndürebileceği mecralara sürmekten çekinmiyor.

*

Bu arada, hâlâ oyuncaklarımla oynandığını görüyorum. Yarattığım karakterler bana ait, içlerini ben dolduruyorum. Eğer şüphesi olan varsa yaklaşık kırk yıllık arşivimi dökerim, herkes görür. Benim oyuncaklarımla oynamak isteyen için “oynamasın” demiyorum; referansını versin, saygısını göstersin. Benim olan benimdir. Sessiz olmam, sessiz kalacağım anlamına gelmez. Lobicilik oynayan oynasın; benim dedikodu yaparak, kuyu kazarak yol almayacağımı bilen bilir. Az iyidir, öz iyidir. Yazarlık yolculuğumda mottom hep bu oldu: Okunmak için yazıyorum; etkileşim almak ya da para kazanmak için değil. Yani yolumu ben çizerim, kimsenin fenerine ihtiyacım yok.

*

Velhasıl, başlayan her şey gibi salı da biter. Şimdi gidip Nityez ve Kumap’ın yeni ailesiyle nasıl bir yolculuğun parçası olacakları üzerine düşünmek istiyorum. Öptüm, bye…